www.mehmetuyar.com

  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • red color
  • green color
Anasayfa
OPERA SEVDAM

Sample ImageSanırım  1989 nisan ayıydı. Yağmurlu bir gündü. Taksim meydanındaydım, yağmurdan kaçıyordum.  AKM binasına girdim, bir süre bekledim. Yağmurun dinmesini beklerken gözlerim afişlere takıldı.  Opera, bale ve konser afişleri… müthiş bir kalabalık vardı.  Bir o kadar da yağmur kokusuna karışan parfüm kokuları… Otobüslerde okuduğum, yol arkadaşı edindiğim bir romanı,  ayakta haz duyarak okuyordum.  

Kalabalığın nedeni yağmurla değil, o saatlerde  oynayan opera ile ilgiliydi. “Carmen” operası vardı AKM büyük salonunda. Operaseverler kuyruk oluşturmuştu.

O zamana değin, opera ve baleye karşı şablon bir önyargım vardı.  Opera ve bale nedir ki, sosyetenin  zevki sefası… Böyle düşünüyordum.

Merak bu ya,  Çin işkencesi de olsa, girmeye karar verdim, hayatımda bir kez olsun opera izlemek istedim.Girdim kuyruğa ve ancak ikinci balkonda bir bilet bulabildim.

Sample ImageSalonun içi tıklım tıklım kalabalıktı. Yağmur ve parfüm kokuları içeride daha baskındı. Opera orkestrasının , oyun öncesi  akort alıştırma  sesleri  uğulduyordu. 

Derken akort sesleri dindi, gong çaldı, sessizlik hakim oldu salona. Orkestra şefi çıktı, selam verdi seyircilere…alkışlar alkışlar.Ve perde açıldı , opera başladı.

Aman Allahım,  dekor muhteşemdi, müzik büyüleyiciydi, sesler olağanüstüydü. Bir anda, okuduğum klasik romanların dünyasında buldum kendimi.Evet üniversite yıllarında okuduğum, Balzac, Stendal, Flaubert, Goethe, Dostoyevski, Tolstoy oradaydı. Okuduğum romanlar mücessem olarak karşımda duruyordu ve ben de hayalen içine giriyor büyüsüne kapılıyordum. 

İlk seyrettiğim opera, ilk sevdam oldu operaya karşı. Bu sevda giderek büyüdü. Artık AKM’de sahnelenen opera ve baleleri kaçırmaz hale geldim. 

Artık nostaljik tat almak için gidiyordum operalara… Bir roman okur gibi, büyülenmiş halde seyrediyordum.Artık opera benim sevdam olmuştu.  Tekniği , teorisi, opera bilgileri beni ilgilendirmiyordu. Beni ilgilendiren  içimdeki operaydı. Opera ve bale  ile kurduğum düşlerdi.   Bu düşler içinde  roman ve hikaye hayalleri kurardım, bu düşler içinde , tefekküre dalar,  verdiği bu dünya hazzı için Allah’a şükrederdim Benim için opera seyretmek ruhsal bir haz demekti. Bir klasik romanı, bir Balzac’ı , Goethe’yi,  Tolstoy’u yeniden okumaktı.

Bir senaryo ve roman kurgusu yapmak için en güzel mekandı.  Hayatımı düşünmek , kendimi öz eleştiriye çekmek için bir güzel andı.  Hayatın güzel  tarafına yoğunlaşmak için  bulunduğum şiirsel bir dünyaydı. 

Bütün bu söylediklerimden sakın opera ve baleyi kutsadığım kutlulaştırdığım anlamı çıkmasın. Ne söylediğimin farkındayım. Opera ve bale benim için bu dünya zevklerinden hazlarından biridir sadece.  İyi yada kötü bir deli tutkum…Benim Batı tarafım. Benim dünya tarafım… Yoksa, hedefim amacım değil hiçbir zaman… Hayatta en önemli yanım değil, dünyanın en güzel şeyi değil… Benim bir ayrıntım… Klasik romanları mücessem olarak gördüğüm, hayalen romanlar içinde yaşadığım bir büyülü dünya… 

Her opera ve bale izlediğimde  içimde hep şöyle bir sancı: Niye bizim  kültür tadımız yok, niye bizim duyuşumuz hayalimiz yok . Niye kendi duyuşumuzun ve kültürümüzün hakim olduğu operalar baleler yok… Opera ve baleyi, halk danslarının , seyirlik oyunlarının  usta bir duyuşla rafine olmuş hali olarak gördüm. Niye bizim halk danslarımız, törenlerimiz , seyirlik oyunlarımız  , kendi duyuşumuzun farkında ustalar tarafından yorumlanamıyor..

Opera ve bale  bestecilerimiz var ama hepsi batı formlarında eserler üretiyorlar, batı şablonlarını mutlak kabulleniyorlar, kendi kültürel renklerimizi  bu form ve şablon içine sığıntı gibi sokuyorlar.Adnan Saygunların, Ulvi Cemal Erkin’lerin, Cemal Reşit Rey’lerin, Okan Gönensin’lerin yaptıkları bence bu…Bu yüzden halktan kopuk, halkın duyarlılığına ve kültürüne yabancı  eserler ortaya çıkıyor.Öyle düşünüyorum. 

Bir gün, bu halkın içinden , bu halkın duyuşunu ve inancını ciddiye alan besteciler çıkacak bize özgü opera ve baleler ortaya çıkacak diyorum. Bunun adı opera ve bale olmayabilir, başka bir adla anılabilir. Malumdur,  terimler , imajlarıyla bilinir, şablon hale gelir…Bu imaj ve şablonları aşıp buhalkın çok zengin halk kültürüne , müziğine yönelip rafine eserler çıkarma zamanı gelmiştir. 

İyi hatırlıyorum,  “4.Murat” Operasını izliyordum. İkinci perde, salavat ve tekbirlerin batı formlarıyla yorumlanmasıyla oluşturulmuş… İşte dedim, işte bizim duyuşumuza, formumuza yakın opera… O zamana değin gurbet operalarda ve balelerde seyran eden düşlerim, o gün kendini sılasında hissetti, bayram sevinci yaşadı. Evet, opera ve bale seyretmek ; büyülü gurbet düşlerde  yaşamak gibi benim için. Bir gün sıla düşlerine kavuşmak sevdasıyla gurbette yaşıyor…bir gün dönecek sılasına. 

Bugün , hala devam ediyor bu sevdam. Yine opera ve baleleri kaçırmıyor, yine aynı tadı ve hazzı alıyorum.Bir klasik roman okumak,  bir opera ve bale seyretmek …hayatımın eğlencesi…            

 

BU AY OKUDUKLARIM

- Mektubat - Said Nursi

- Bir Gemi Zabitinin Esaret Hatıraları - Hasan Basri Efendi

- Bütün Şiirleri - Behçet Necatigil

- Büyük Menderes'in Öyküsü - Mümtaz Başkaya

--Çevengur - Andrey Platonov

- Bütün Şiirleri - Cesare Pavese

- Dönüş - Andrey Platonov

- Deniz İşcileri - Victor Hügo

Ziyaretçi Sayısı

Bügün22
Dün83
Bu Ay376
Toplam82367