| KNUT HAMSUN |
|
Doksanı aşkın ömrü boyunca hep yalnız kalmış, yalnızlığı sevmiş, su gibi akan üslubuyla yalnızlığın şiirini sözcüklere yansıtmış eşsiz bir romancı: Knut Hamsun… İskandinav ülkesinin buz gibi havasında böylesine sıcak ruhlu, böylesine duygulu coşkun bir yazar nasıl yetişir Bir yazar ; üslubuyla, şiirsel tasvirleriyle , sıcacık hikayeleriyle ülkesini nasıl böylesine sevdirir? Bu yüzden Norveçli, Knut Hamsun’la ne kadar övünse yeridir.
Hiçbir romancıdan Knut Hamsun kadar etkilenmedim. Hiçbir romancının dünyasında Knut Hamsun kadar kendimi bulmadım. Knut Hamsun’u okuyarak kitapları sevmeye başladım. Knut Hamsun’u tanıdıkça içimdeki “Yaz!” diyen sese kulak verdim. Onun içtenliği, doğaya tutkunluğu ve şiirsel dili büyüledi beni. Bunda Behçet Necatigil çevirisi olmasının da payı vardı elbette. Bu yüzden üniversite yıllarından beri onun hayranıyım. Onun yazdığı her cümle Norveç’e götürür ; fiyortlarda, sakin kasabalarda, karlı dağlarda, büyük büyük ormanlarda ve Laponların arasında gezdirir beni. * Duygulu bir yazardır Hamsun. Bir doğa tutkunudur. Doğanın şiirini içinde duyar, doğayla mutlu olmasını bilir, bunu da romanlarına en güzel biçimde yansıtır. Onu okuyup da Norveç’i görmek istememek mümkün değildir. Sıradan insanların iç dünyasını yansıtır romanlarında. İnsanları sever, kendi insanının bütün sevimlilikleriyle sıcak yönleriyle yansıtır. Çatışmasız, bunalımsız, kafa karıştırıcı çelişkilerin olmadığı bir romanın yazılabileceğini kanıtlar adeta. Kişilikli, haksızlıklar karşısında kararlı ve dünyadaki gelişen olaylara karşı duyarlı bir yazardır Hamsun. Dönemindeki sömürgeciliği görmüş, lanetlemiştir. Özellikle, Afrika’nın ve Asya’nın mazlum ülkelerini sömüren, yok eden İngilizlere karşıdır. Emperyalizmin düşmanıdır, sömürgeciliği lanetler, ezilen milletlerin yanındadır. Bir İngiliz düşmanıdır o. Sömürgeci oldukları için hiç sevmez İngilizleri. Ayrıca , perde arkasında oyunlar çeviren Yahudileri de sevmez. İngilizleri sevmediği için, İngiliz düşmanı olan Hitler’in yanında yerini alır. Almanları destekler. Daha sonra Hitler’in kimliğini tanıyınca vazgeçer ama savaş sonrası, Norveçliler ve İngiliz etkisindeki ülkeler dünya Nobel ödülü almış bu ünlü yazarı affetmez. Önce Norveç’li dışlar. …. Bütün kitaplarını bahçesine atar, hain ilan eder. Daha sonra diğer ülkeler, Knut Hamsun’u listelerinden çıkarırlar. Çünkü Yahudilerin ve İngilizlerin aforozlusudur. Bu yüzden son yıllara kadar, ülkesinde lanetli bir yazar olarak anılıyordu. Norveçli; ülkesinin sıradan insanı destanlaştıran Hamsun’u , tıpkı , kendisinin hayranı olduğu 2. Abdülhamit gibi anlayamamıştı . En yakınları bile terk etmişti. Son yıllarını ülkesinde aforozlu bir yazar olarak geçirmişti.. Bu yüzden hayata küsmüş, inzivaya çekilmiş, dağların sessizliğinde teselli bulmuştu. *
Doğu dünyasına tutkundur Hamsun. 1899 yılında İstanbul’a gelmiş; gezi notlarında Türkiye ile ilgili izlenimlerini , Türkiye ve Türklere olan sevgisini dile getirmiştir. Başkalarınca farklı bir şekilde yorumlanabilecek olayları Hamsun, iyimser bir bakış açısıyla değerlendirmiştir: “Türkler, yabancılara rehberlik yapmıyorlar. Yabancı rehberleri ya Rum, ya Ermeni, ya da Yahudiler. Türk, şehri çevreleyen üç denizde kürek çeken sandalcı, hamal, amale olabilir ama turistlere hizmet etmez.” “Şekersiz kahvemiz geliyor. Ayağa kalkıp , hafifçe Türk’ü selamlıyorum. O da selam veriyor bana, ama yerinden kalkmaksızın. Daha sonra da bizimle hiç alakadar olmuyor. Esasen asil bir davranış bu, o da ayağa kalkıp bizi selamlasa tuhaf olurdu. Bizim gibi turistler onu niçin alakadar etsin ki? “
Gezi notlarının çoğu yerinde Avrupa’daki Abdülhamit ‘i karalayan yayınlara dikkat çeker. Bu tür karalamalarla alay eder; Sultan 2. Abdülhamit’i İngilizlerin kasıtlı olarak öcü gibi gösterdiğini söyler ve gerçek Abdülhamit’i şöyle anlatır okuyucusuna: “Abdülhamit Türkiye’ye uzun senelerdir sahip olmadığı bir itibar kazandırmış gibi görünüyor. Sultan ülkede ticaretin gelişmesiyle ilgilendi, mekteplerde yapılan reformlara itiraz etmedi, demiryolları inşaatına izin verdi, ordusunu yeniden tanzim etti. Kendisinin çok çalışkan kimse olduğu, sabahın beşinde kalktığı, icabı halinde hemen emrinde bulunmaları için katipleri sarayda gecelettiği söyleniyor. Vücut yapısı itibariyle , asil bir Türk olduğu göz önünde bulundurulduğunda zayıf bile sayılabileceğini kendi müşahadelerime dayanarak belirtebilirim.”
İngilizlere karşı Türklerin yanında yer alan Hamsun, gezi notlarını şu sözlerle bitirir: “Padişah zekidir ve öğrenmeye başlamıştır. “Hasta adam” sapasağlamdır, oturduğu yerde daha da büyümekte ve kuvvetlenmektedir. Pera’daki üç büyük kuvvet , kendilerine Şark’ta kıvılcımlar yaratmaktan başka bir eğlence bulsalar iyi olacak.” “Kostantinopel’i payitaht yapan bir Müslümanlar federasyonunda, Garp ve Şark medeniyetlerinin membaları birbirine kavuşacak ve muhtemelen yepyeni bir kültür nehri fışkıracaktır.”* Hamsun; 1859 yılında Norveç’in kuzeyinde, Nortland bölgesinin küçük bir kasabasında doğmuştur. Yoksul bir ailenin çocuğudur. Babası terzidir. Önce terzi çıraklığıyla atılır hayata, daha sonra çobanlık yapar, tezgahtar olur, çerçilik yapar; Norveç’i köy köy dolaşır. Bir ara, bir rahipten dersler alır. Okumayı sever. Giderek kitap tutkunu olur. Deli gibi kitap okur. Bu yüzden gözleri bozulur, gözlük kullanmaya başlar. Bir yandan kitap okur, bir yandan hayaller kurar . Daha 18 yaşlarında ilk romanlarını, hikayelerini ve şiirlerini yazmaya başlar. Bu sırada Amerika’yı merak eder. Ülkesinden çoğu genç gibi o da Yeni Dünya’nın büyüsüne kapılır ve alır başını gider okyanus ötesine… Amerika’da büyük sıkıntılar çeker. Bir çok işte çalışır, para kazanır. Ama bir türlü tutunamaz. Bu arada yazar olma hayallerini de sürdürür. Amerikalı yazarlarını okur. Özellikle Mark Twain’i çok sever. Bir gün Amerika’daki zorlu yaşama dayanamaz; aniden hasta olur. Doktor, üç aylık ömrünün kaldığını söyler. Bunun üzerine; “Öleceksem kendi ülkemde öleyim “ diyerek ülkesine geri döner. Ülkesinin temiz havası sayesinde kısa zamanda iyileşir, eski sağlığına kavuşur. Üç ay ömrü olduğu söylenen ünlü yazar, tam 93 sene yaşar.
İki defa Amerika’ya giden Hamsun; son dönüşünde büyük açlıklar yaşadığı ülkesinin başkenti Oslo’ya giremez; hafakanlar geçirir, Kopenhag’da bir odaya yerleşir; orada, onu meşhur edecek, o muhteşem romanı yazar: Açlık… “Açlık” içten ve etkileyici bir romandır. Çünkü, yazarın kendi hayatını anlatmaktadır.
Yazarın asıl adı Knut Pedersen’dir… İlk romanlarını da bu adla yayınlar. Amerikan dönüşü bir gün Mark Twain ile ilgili bir yazı yazar ve takma bir isim kullanır. Altına Knut Hamsund diye bir imza atar. Hamsund soyadı , matbaanın azizliğine uğrar; “d” harfi olmadan geçer kağıda: Knut Hamsun… Yazar, bu matbaa hatasında hikmet olduğuna inanır ve o günden itibaren bu adı kullanmaya başlar. Bu adıyla ünlenir, gönüllere taht kurar.
1920 yılında Nobel edebiyat ödülünü alan yazarın bütün romanları büyük bir ilgi görmüştür. “Pan” ; romanı doğaya bir methiyedir, pastoral bir şiir gibidir. “Viktorya”; nahif , güzel bir aşk hikayesidir; sevimli , sıcacık atmosferiyle büyüler. “Dünya Nimeti” ; insanoğlunun doğayla mücadelesi ve ıssız topraklarda varoluş serüvenidir. “Benoni”; bir balıkçı kasabasının neşeli atmosferidir. “Rosa”, Norveç’in taşrasında yaşayan bir “Madam Bovary”dir.. “Düğüm” ; bir fiyort kasabasına gelen tuhaf , anlaşılmaz ve uçuk kaçık bir yabancının felsefi arayışlarıdır. “Göçebe” Norveç dağlarında doğayı dost bilip avare avare dolaşan,yaşlı, mahzun ve yalnız bir Hamsun’dur. Bütün romanlarında Hamsun’un hayatından izler vardır. Onun isyanları, onun, hıçkırıkları ve sıkıntıları… Ve hepsinde güzel Norveç fiyortları, kasabaları, ormanları… O bir çiçeğe konan böcektir. İranlı bir tüccarın gönderdiği meyvenin içindeki çekirdektir.
*
Şehir dışı hayata karşı duyarlı, doğaya tutkun ve çağını sorgulayan şair bir romancıdır Hamsun. Uzun bir ömür sürmüştür. 19 ve 20. yüzyılın bütün olaylarına, iki cihan harbine tanıklık etmiştir. Sömürgeciliğe, haksızlığa şahit olmuştur. Hayatın karmakarışıklığıyla baş edemeyeceğini anlamış, doğaya sığınmış… küçük kasabalardaki hayatlarla mutlu olmuştur. Ve ünlü yazar; 1952 yılında 93 yaşında iken ölmüştür. Bir insandır Hamsun… İnsanları seven… inançlı bir insan…
Hafakanlarını doğanın uyumunda yatıştıran, sakin, kendi halinde, çok iddialı sözlerden kaçınan…sadece yaşadıklarını bir tutam kuzey çiçeği olarak okuyucusuna sunan… duygulu bir yazardır…
* Sevgili Hamsun, Sen, İngiliz sömürgeciliğine şiddetle karşı çıktın, ezilen halkların yanında yer aldın. Dünyayı istila eden İngiliz ve Siyonist oyunlarının farkındaydın. Sen, Osmanlı’yı herkesin “Hasta Adam” dediği zamanlarda göklere çıkarıyordun. Sen, kendi aydınları tarafından bile lanetlenen 2. Abdülhamit’in iyi niyetini, ileri görüşlülüğünü ve büyük bir hükümdar olduğu fark edip övgüyle anlattın. Bütün bunlar hoşuma gidiyor. Seninle çoğu konularda mutabık kalmaktan memnunum. Ama seni takdir etmemin, senin romanlarının tutkunu olmamın, anlatımını örnek almamın asıl sebebi bunlar değil… Sen, sadece bu söylediklerimden ibaret değilsin. Seni sevmemin asıl nedeni; Kitap okumayı sevmeye seninle başladım, roman yazma fikri senin romanlarını okuyunca içimde palazlandı. Kendime yakın buldum senin dünyanı… Bana hayatı, doğayı , yalnızlığın neşesini hüznünü ve Norveç’ini sevdirdin. Edebiyatın büyülü dünyasına Göçebe’ni, Benoni’ni, Dünya Nimeti’ni okuyarak girdim. Hep senin gibi arı duru, şiir gibi romanlar yazmayı hayal ettim. Hala hayal ediyorum. Teşekkürler Hamsun Usta. Teşekkürler Norveç’linin bile anlayamadığı yalnız insanı… Ben seni anlıyor ve seviyorum. Teşekkürler… |
| Anasayfa |
| Biyografi |
| Hayatı |
| Kitapları |
| Ödülleri |
| Makale Ve Yazıları |
| Ziyaretçi Defteri |
| FOTO GALERİ |
- Mektubat - Said Nursi
- Bir Gemi Zabitinin Esaret Hatıraları - Hasan Basri Efendi
- Bütün Şiirleri - Behçet Necatigil
- Büyük Menderes'in Öyküsü - Mümtaz Başkaya
--Çevengur - Andrey Platonov
- Bütün Şiirleri - Cesare Pavese
- Dönüş - Andrey Platonov
- Deniz İşcileri - Victor Hügo
| Bügün | 24 |
| Dün | 83 |
| Bu Ay | 378 |
| Toplam | 82369 |