www.mehmetuyar.com

  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • red color
  • green color
Anasayfa
KNUT HAMSUN
 

Sample ImageKuzeyin derin fiyortlarda,  sessiz ormanların derinliklerinde, küçük kıyı kasabalarında, ringa yüklü teknelerle Lofoten adalarından  evine dönen  balıkçıların şarkılarında , her sabah aynı  ezgiyle öten bir ispinoz kuşunun şakımasında , tepelerde esip  bir Doğu efsanesi fısıldayan rüzgarın sesinde ve yalnız bir adamın yıldızlara bakıp bakıp ıslık çalan  heyecanında o vardır…O ,  şair ruhlu , neşeli romantik gezgin…O, yalnız insan..

Doksanı aşkın ömrü boyunca hep yalnız kalmış, yalnızlığı sevmiş, su gibi akan üslubuyla yalnızlığın şiirini  sözcüklere  yansıtmış eşsiz bir romancı: Knut Hamsun…

İskandinav  ülkesinin buz gibi havasında böylesine sıcak ruhlu, böylesine duygulu coşkun bir yazar nasıl yetişir

Bir yazar ; üslubuyla, şiirsel tasvirleriyle , sıcacık hikayeleriyle ülkesini nasıl böylesine sevdirir?

Bu yüzden Norveçli,  Knut Hamsun’la ne kadar övünse yeridir.

                       

Sample Image

 

 Hiçbir romancıdan  Knut Hamsun  kadar etkilenmedim. Hiçbir romancının  dünyasında Knut Hamsun kadar kendimi bulmadım.

            Knut Hamsun’u okuyarak kitapları sevmeye başladım. Knut Hamsun’u tanıdıkça içimdeki “Yaz!”  diyen sese kulak verdim.

            Onun içtenliği, doğaya tutkunluğu ve  şiirsel dili büyüledi beni.  Bunda  Behçet Necatigil çevirisi olmasının da payı vardı elbette.

            Bu yüzden  üniversite yıllarından beri onun hayranıyım. Onun yazdığı her cümle Norveç’e götürür ; fiyortlarda, sakin kasabalarda,  karlı dağlarda,  büyük büyük ormanlarda  ve Laponların arasında gezdirir beni.  

  

            *

 

            Duygulu bir yazardır Hamsun.

            Bir doğa tutkunudur. Doğanın şiirini içinde duyar, doğayla mutlu olmasını bilir, bunu da romanlarına en güzel biçimde yansıtır.

            Onu okuyup da Norveç’i görmek istememek mümkün değildir.

            Sıradan insanların iç dünyasını yansıtır romanlarında.  İnsanları sever,  kendi insanının bütün sevimlilikleriyle sıcak yönleriyle yansıtır.

            Çatışmasız,  bunalımsız, kafa karıştırıcı  çelişkilerin olmadığı bir  romanın  yazılabileceğini kanıtlar adeta.          

  

            Kişilikli, haksızlıklar karşısında kararlı ve dünyadaki  gelişen olaylara karşı duyarlı bir yazardır Hamsun.

            Dönemindeki  sömürgeciliği görmüş, lanetlemiştir. Özellikle, Afrika’nın ve Asya’nın mazlum ülkelerini sömüren, yok eden İngilizlere karşıdır. Emperyalizmin düşmanıdır, sömürgeciliği lanetler, ezilen milletlerin yanındadır. 

Bir İngiliz  düşmanıdır o. Sömürgeci oldukları için hiç sevmez İngilizleri. Ayrıca , perde arkasında  oyunlar çeviren Yahudileri de sevmez.

            İngilizleri sevmediği için, İngiliz düşmanı olan Hitler’in yanında yerini alır. Almanları destekler.

            Daha sonra Hitler’in kimliğini tanıyınca vazgeçer ama savaş sonrası, Norveçliler ve İngiliz etkisindeki  ülkeler   dünya Nobel ödülü almış bu  ünlü yazarı affetmez.

            Önce Norveç’li dışlar. …. Bütün kitaplarını bahçesine atar, hain ilan eder.  Daha sonra diğer ülkeler, Knut Hamsun’u listelerinden çıkarırlar.

            Çünkü  Yahudilerin ve İngilizlerin aforozlusudur.

            Bu yüzden son yıllara kadar, ülkesinde  lanetli bir yazar olarak anılıyordu. Norveçli; ülkesinin  sıradan insanı destanlaştıran Hamsun’u , tıpkı , kendisinin hayranı olduğu 2. Abdülhamit gibi anlayamamıştı .

            En yakınları bile terk etmişti.

            Son yıllarını ülkesinde aforozlu  bir yazar olarak geçirmişti..

            Bu yüzden hayata küsmüş, inzivaya çekilmiş, dağların sessizliğinde teselli bulmuştu.

 

            *         

           

            Doğu dünyasına tutkundur Hamsun. 

            1899 yılında İstanbul’a gelmiş; gezi notlarında Türkiye  ile ilgili izlenimlerini , Türkiye ve Türklere olan sevgisini  dile getirmiştir.  

            Başkalarınca farklı bir şekilde yorumlanabilecek olayları Hamsun, iyimser bir bakış açısıyla  değerlendirmiştir:

                 “Türkler, yabancılara rehberlik yapmıyorlar. Yabancı rehberleri ya Rum, ya Ermeni, ya da Yahudiler. Türk, şehri çevreleyen üç denizde  kürek çeken sandalcı, hamal,  amale olabilir ama turistlere hizmet etmez.”                 “Şekersiz kahvemiz geliyor. Ayağa kalkıp , hafifçe  Türk’ü selamlıyorum. O da selam veriyor bana, ama yerinden kalkmaksızın. Daha sonra da  bizimle hiç alakadar olmuyor. Esasen  asil bir davranış bu, o da  ayağa kalkıp bizi selamlasa tuhaf olurdu. Bizim gibi turistler onu niçin alakadar etsin ki? “ 

             

            Gezi notlarının çoğu yerinde  Avrupa’daki Abdülhamit ‘i karalayan yayınlara dikkat çeker. Bu tür karalamalarla alay eder; Sultan 2. Abdülhamit’i İngilizlerin kasıtlı olarak öcü gibi gösterdiğini söyler ve gerçek Abdülhamit’i şöyle anlatır  okuyucusuna:

              “Abdülhamit Türkiye’ye uzun  senelerdir sahip olmadığı bir itibar kazandırmış gibi görünüyor.  Sultan ülkede ticaretin gelişmesiyle ilgilendi, mekteplerde yapılan reformlara itiraz etmedi, demiryolları inşaatına izin verdi, ordusunu yeniden tanzim etti. Kendisinin çok çalışkan kimse olduğu, sabahın beşinde  kalktığı, icabı halinde  hemen emrinde  bulunmaları için katipleri sarayda  gecelettiği söyleniyor. Vücut yapısı itibariyle , asil bir Türk olduğu göz önünde  bulundurulduğunda zayıf bile sayılabileceğini kendi müşahadelerime dayanarak  belirtebilirim.” 

           

İngilizlere  karşı Türklerin yanında yer alan Hamsun, gezi notlarını şu sözlerle bitirir:

            “Padişah zekidir ve öğrenmeye başlamıştır. “Hasta adam” sapasağlamdır, oturduğu yerde daha da büyümekte ve kuvvetlenmektedir. Pera’daki  üç büyük kuvvet , kendilerine Şark’ta  kıvılcımlar yaratmaktan başka  bir eğlence bulsalar  iyi olacak.”                 “Kostantinopel’i payitaht yapan bir Müslümanlar federasyonunda, Garp ve Şark medeniyetlerinin membaları birbirine kavuşacak ve muhtemelen yepyeni bir kültür nehri fışkıracaktır.”   

            *

 

            Hamsun; 1859 yılında  Norveç’in kuzeyinde, Nortland bölgesinin  küçük bir kasabasında doğmuştur.  Yoksul bir ailenin çocuğudur. Babası  terzidir. Önce terzi çıraklığıyla atılır hayata, daha sonra çobanlık yapar, tezgahtar olur,  çerçilik yapar; Norveç’i köy köy dolaşır. Bir ara,  bir rahipten dersler alır. Okumayı sever. Giderek kitap tutkunu olur. Deli gibi kitap okur.  Bu yüzden gözleri bozulur,  gözlük kullanmaya başlar.

            Bir yandan kitap okur, bir yandan  hayaller kurar . Daha 18 yaşlarında ilk romanlarını, hikayelerini ve  şiirlerini  yazmaya başlar.

 

            Bu sırada  Amerika’yı merak eder. Ülkesinden çoğu genç gibi o da Yeni Dünya’nın büyüsüne kapılır ve alır başını gider okyanus ötesine…

            Amerika’da büyük sıkıntılar çeker.  Bir çok işte çalışır, para kazanır. Ama bir türlü tutunamaz.  Bu arada yazar olma hayallerini de sürdürür.  Amerikalı yazarlarını  okur.  Özellikle Mark Twain’i çok sever.

            Bir gün Amerika’daki zorlu yaşama dayanamaz; aniden hasta olur. Doktor, üç aylık ömrünün kaldığını söyler.  Bunun üzerine; “Öleceksem kendi ülkemde öleyim “ diyerek ülkesine geri döner.

            Ülkesinin temiz havası sayesinde kısa zamanda iyileşir, eski sağlığına kavuşur. Üç ay ömrü olduğu söylenen ünlü yazar, tam 93 sene yaşar.

           

            İki defa Amerika’ya giden Hamsun; son dönüşünde   büyük açlıklar yaşadığı ülkesinin başkenti Oslo’ya giremez; hafakanlar geçirir, Kopenhag’da bir odaya  yerleşir; orada, onu  meşhur edecek, o muhteşem romanı yazar: Açlık…

            “Açlık”  içten ve etkileyici bir romandır. Çünkü, yazarın kendi hayatını  anlatmaktadır.

 

           

 

            Yazarın asıl adı Knut Pedersen’dir… İlk romanlarını da bu adla yayınlar.  Amerikan dönüşü  bir gün Mark Twain ile ilgili  bir yazı yazar ve takma bir isim kullanır.  Altına Knut Hamsund  diye bir imza atar.  Hamsund soyadı , matbaanın azizliğine uğrar; “d” harfi  olmadan geçer kağıda: Knut Hamsun… Yazar, bu matbaa hatasında hikmet olduğuna inanır ve  o günden itibaren  bu adı kullanmaya başlar. Bu adıyla ünlenir, gönüllere taht kurar.

 

           

            1920 yılında Nobel edebiyat ödülünü alan yazarın bütün romanları  büyük bir ilgi görmüştür.

            “Pan” ; romanı  doğaya bir methiyedir, pastoral bir şiir gibidir.

            “Viktorya”; nahif ,   güzel bir  aşk hikayesidir; sevimli , sıcacık atmosferiyle büyüler.

            “Dünya Nimeti” ; insanoğlunun doğayla mücadelesi ve ıssız topraklarda varoluş serüvenidir.

            “Benoni”; bir balıkçı kasabasının neşeli atmosferidir.

            “Rosa”, Norveç’in taşrasında yaşayan bir “Madam Bovary”dir..

            “Düğüm” ; bir fiyort kasabasına gelen  tuhaf , anlaşılmaz ve uçuk kaçık  bir yabancının felsefi arayışlarıdır.

            “Göçebe” Norveç dağlarında doğayı dost bilip   avare avare dolaşan,yaşlı, mahzun ve yalnız  bir Hamsun’dur.

            Bütün romanlarında Hamsun’un hayatından izler vardır.  Onun isyanları, onun, hıçkırıkları ve sıkıntıları…

            Ve hepsinde güzel Norveç fiyortları, kasabaları, ormanları…

            O bir çiçeğe konan böcektir. İranlı bir tüccarın gönderdiği  meyvenin içindeki çekirdektir.

  

           

            *

           

            Şehir dışı hayata karşı duyarlı, doğaya tutkun  ve çağını sorgulayan şair bir romancıdır Hamsun.  Uzun  bir ömür sürmüştür.  19 ve 20. yüzyılın  bütün  olaylarına, iki cihan harbine tanıklık etmiştir.

            Sömürgeciliğe, haksızlığa şahit olmuştur.

            Hayatın karmakarışıklığıyla baş edemeyeceğini anlamış, doğaya sığınmış… küçük kasabalardaki hayatlarla mutlu olmuştur.

            Ve  ünlü yazar;  1952 yılında 93 yaşında iken ölmüştür.

 

            Bir insandır Hamsun…

            İnsanları seven… inançlı bir insan…

           

            Hafakanlarını doğanın uyumunda yatıştıran, sakin, kendi halinde, çok iddialı sözlerden kaçınan…sadece yaşadıklarını bir tutam kuzey çiçeği olarak okuyucusuna sunan… duygulu bir yazardır…

 

           

            *

     Sample Image      

            Sevgili Hamsun,

            Sen,  İngiliz sömürgeciliğine şiddetle karşı çıktın, ezilen halkların yanında yer aldın. Dünyayı  istila eden İngiliz ve Siyonist  oyunlarının farkındaydın.  Sen, Osmanlı’yı herkesin “Hasta Adam” dediği zamanlarda  göklere çıkarıyordun. Sen,  kendi aydınları tarafından bile lanetlenen 2. Abdülhamit’in  iyi niyetini, ileri görüşlülüğünü ve büyük bir hükümdar olduğu fark edip övgüyle anlattın.

            Bütün bunlar hoşuma gidiyor. Seninle  çoğu konularda   mutabık kalmaktan memnunum.

            Ama seni takdir etmemin, senin romanlarının tutkunu olmamın, anlatımını örnek almamın asıl sebebi bunlar değil… Sen, sadece  bu söylediklerimden ibaret değilsin.

 

            Seni sevmemin asıl nedeni;

            Kitap okumayı sevmeye seninle başladım,  roman yazma fikri senin romanlarını okuyunca  içimde palazlandı.  Kendime yakın buldum senin dünyanı… Bana hayatı, doğayı , yalnızlığın neşesini hüznünü ve Norveç’ini sevdirdin.

            Edebiyatın büyülü dünyasına Göçebe’ni, Benoni’ni, Dünya Nimeti’ni okuyarak girdim. Hep senin gibi arı duru, şiir gibi romanlar yazmayı hayal ettim. Hala hayal ediyorum.

            Teşekkürler Hamsun Usta.

            Teşekkürler Norveç’linin bile anlayamadığı yalnız insanı…  Ben seni anlıyor ve seviyorum.

Teşekkürler…

 
 

BU AY OKUDUKLARIM

- Mektubat - Said Nursi

- Bir Gemi Zabitinin Esaret Hatıraları - Hasan Basri Efendi

- Bütün Şiirleri - Behçet Necatigil

- Büyük Menderes'in Öyküsü - Mümtaz Başkaya

--Çevengur - Andrey Platonov

- Bütün Şiirleri - Cesare Pavese

- Dönüş - Andrey Platonov

- Deniz İşcileri - Victor Hügo

Ziyaretçi Sayısı

Bügün24
Dün83
Bu Ay378
Toplam82369