www.mehmetuyar.com

  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • red color
  • green color
Anasayfa
ÇATALZEYTİN RÜYASI

 

   ÇATALZEYTİN RÜYASI 

Sample ImageYıllar geçti aradan. Şimdi hayal meyal hatırlıyorum.

Üniversiteyi yeni bitirmişim. Öğretmenlik tayinimi bekliyorum.  İşte bu sıralarda bir rüya giriyor hayatıma: Rüyamda yemyeşil bir kasabadayım. Hemen deniz kenarında şirin mi şirin bir yer…

Derken rüyam gerçek oluyor. Rüyamda gördüğüm kasabaya yağmurlu bir kasım  günü, tiril tiril heyecanla ve coşkuyla giriyor, selam veriyorum: Merhaba Çatalzeytin…

   ÇATALZEYTİN RÜYASI 

Yıllar geçti aradan. Şimdi hayal meyal hatırlıyorum.

Üniversiteyi yeni bitirmişim. Öğretmenlik tayinimi bekliyorum.  İşte bu sıralarda bir rüya giriyor hayatıma: Rüyamda yemyeşil bir kasabadayım. Hemen deniz kenarında şirin mi şirin bir yer…

Derken rüyam gerçek oluyor. Rüyamda gördüğüm kasabaya bir yağmurlu bir kasım  günü tiril tiril heyecanla coşkuyla giriyor, selam veriyorum: Merhaba Çatalzeytin…

 

 Sample Image

 

Yıl 1980. Henüz  20 yaşında, tıfıl bir öğretmenim.  Görünüm olarak minyon bir tipe sahip olduğum için liseli öğrenciden farkım yok.  Bu yüzden öğretmen olduğumu söylediğim herkes şaşırıyor;” Vay…  Bu öğretmen daha çocuk be...” diyorlar.

 

Çatalzeytin’e  girdiğim ilk günü hiç unutamam. Bir ikindi vakti. Yağmur yağmaya devam ediyor. Bir gürültü bir gürültü… Sürekli kükreyen sesler… Karadeniz… Dalgalar  habire sahili dövüyor. Denizin haykıran sesi: “Hoş geldin çocuk.” diyor.

Denizin bu hırçın sesine alışmam ayları buluyor. Sonradan onun sesine de bağışıklık kazanıyorum.

 

İlk gün. Elimde mavi tahta bir bavul. Otobüsten iniyorum. Gideceğim tek yer var. Okul.

Başka da tanıdığım bildiğim kimse yok.

 

Okul ağaçlar arasında, denizin hemen kenarında iki katlı eski küçücük bir bina.

Kapıdan giriyorum. Nöbetçi öğretmene (Suphi Güzelaydın) öğretmen olduğumu söylüyorum, inanmıyor.  Dalga geçtiğimi sanıyor.  Beni öğrenci kapısına göndermeye çalışıyor. Evraklarımı gösteriyorum, öğretmen olduğumu kanıtlıyorum. Şaşkınlıkla yüzüme öylece bakıyor. Doğruca Müdür beyin (İbrahim Atalay)  odasına götürüyor.  Tanışıyoruz. Evraklarımı veriyorum.

 

Sonra öğretmenler odasına çıkıyorum.  Kendimi tanıtıyorum.  Edebiyat öğretmeni olduğumu söylüyorum.

 

Hayatımda o günkü kadar  heyecanlı olduğum bir günü hatırlamıyorum. Alnımdan  şıpır şıpır ter akıyor. Elim ayağım dolaşıyor. Konuşamıyorum, cılız bir sesle yöneltilen sorulara cevap vermeye çalışıyorum.

 

Sonra sınıfa giriyorum. Bir öğretmenin öğrencilerin karşısına  ilk kez çıkışı kadar zor bir an olamaz. Öğrenciler şaşkın ben  şaşkınım  Öğrenciler  öğretmenlerinin bir çocuk olmasına şaşırırken , bense  kendime hep, “Ben öğretmen miyim?” soruları soruyorum.

 

Bir yıl boyunca sordum bu soruyu kendime. Bir yıl sonra , “Evet, ben bir öğretmenim.” Dedim, inandım kendime.

 

Hiç unutmam, bir gün, televizyon seyretmek için  kahveye (Elmor Hasan’ın kahvesi) girmek istiyorum.  Kapıyı açar açmaz  Kahveci Hasan beliriyor karşımda.  Öyle ya… 12 Eylül darbesi  tedirgin bir zamanda yaşıyorduk. Jandarma öğrencilerin kahveye girmelerini yasaklamıştı. Kahveci Hasan da beni öğrenci sanarak dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Ona öğretmen olduğumu söylüyorum,inanmıyor. İteleyerek kapıya sürüyor beni. Benim için onur meselesi. Bütün milletin önünde yaka paça dışarı atılıyordum. Bağırıyorum: “Ben öğretmenim!” diyorum. Dinlemiyor Kahveci Hasan.  Kahveden dışarı atıyor. Ben yine girmek istiyorum. İnat etmiştim. Ben girmek istedikçe o ısrarla karşıma dikiliyordu. “Defol git lan..buraya talebe giremez…çık bu kahveden…başıma bela mısın sen!” diyordu…  derken beni tanıyan  biri atılıyor, Kahveci Hasan’a  benim öğretmen olduğumu söylüyor. Kahveci Hasan yine inanmıyor. Bir iki kişi daha şahit oluyor. Sonra duruyor Kahveci Hasan  , yüzüme dik dik bakıyor: Şaşkındı, şok olmuştu. “Öyle mi ya…” diyor…sonra birden değişiyor, pişman üzgün halde “kusura bakma hocam …” diyor, aceleyle yer gösteriyor bana… hemen bir çay yapıp önüme koyuyor. Her gelişinde özür diliyor.

Sonra kahvedekilerle birlikte gülüp geçiyoruz.

 

Çatalzeytin’e ilk görüşte vurulmuştum.

İlk günler ormanlarını, derelerini, sahilini defalarca gezdim.  Karadeniz’in  derin ufkuna saatlerce baktım; “Şükür rabbim “ dedim… “..şükür, böylesi bir ilçede yaşadığım için.”

 

Beş yıl  öğretmenlik yaptım bu şirin ilçede. Beş yıl boyunca bir kez bile bıkkınlık gelmedi içime. Her gün yeniden keşfediyordum güzelliğini çünkü.

Beş yıl boyunca çok değerli dostlarım oldu. İnsanlarını çok sevdim.  Köylerini tek tek gezdim, ormanlarında dolaştım… Kendimi hep büyülü bir romanın içinde hissettim.

 

Üç evde ikamet ettim. Kaldığım ilk ev, üç katlı sarı bir binaydı.  Yeni yapılmıştı. İlk katında bir buçuk yıl kaldım.  Karabük’ten emekli Cemal  ve Cahit ağabeynin bulunduğu bu evde  Çatalzeytin’i çok sevdim. Yeşillikler içinde denize bakmak ve hayaller kurmak, düş gücümü öylesine geliştirdi… Bunu daha sonra daha iyi anladım.

 

Daha sonra    sahilde rahmetli Nureddin’in evinde kaldım.  Bir gün Karadeniz tarihinin en öfkeli gününü yaşamıştı. Dalgalar, evimizin altına kadar girmişti.

 

En son, yine eski evimin yanına  döndüm. Cemal ağabeynin evinin hemen yanında bulunan Hüsameddin ağabeynin evinde kaldım.

 

Çatalzeytin’de bulunduğum yıllar içinde sürekli kitap okudum.  Çatalzeytin Lisesi kütüphanesinde bulunan  (50’li yıllarda bir denizaltının okula hediye ettiği) Batı klasiklerini kapalı formalarını açarak sayfalarını koklaya koklaya okudum.

Benim için kitap okumak en büyük mutluluktu.  Dağlara çıkıyor, ağaçlar arasında kitap okuyordum. Sahile iniyor, deniz kıyısında yürüye yürüye kitap okuyordum. Doğayla iç içe kendimden geçerek kitap okuyor,  hayal kuruyordum.

Kendimi Knut Hamsun’un romanlarında, Norveç fiyortlarında hissediyordum.

 

Çatalzeytin’de yaşamak, bir roman içinde  yaşamak gibiydi.

Ve ilk romanımı 1983 yılında Çatalzeytin’de yazdım. Katıldığım yarışmada bu ilk romanımla ödül aldım.

Aldığım bu ödül kendime güvenimi artırdı.

Yazarlığım o günden itibaren bir coşku ve heyecan olarak başladı, bugün ise kimliğim ve kişiliğim haline geldi.

Bugün beş roman, üç hikaye ve iki biyografi kitabı , ayrıca bir çok  film ve dizi senaryosu yazmışsam ilk kıvılcımını Çatalzeytin’e borçlu olduğumu belirtmeliyim.

 

Çatalzeytin’de çok güzel dostluklar edindim.

Özellikle bana  babalık ağabeylik eden, zorda kaldığımda dayandığım  değerli  hocam , abim Merkez camii imamı Recep Demir’i  hiç unutamam.

Değerli arkadaşlarım Kadir Akkaya, Namık Karahan, Mustafa Karahan , Suphi Güzelaydın, Cemal,  Fatih , Faik hocalarımı   ve Çatalzeytin sevdalısı  Emin Türkay Öztürk ‘ü ve Sabahattin Abiyi ; Müezzin Halit’i ve daha nice dostlarımı, öğretmen arkadaşlarımı  hiç unutamam.

Ayrıca, beş yıl boyunca  can yoldaşım, dert ortağım  gönül dostum olan  Ahmet Demir, Bahtiyar Dizdar, Kemal Yıldırım , İsmail Kapçı ,  İsmet ve Ertan hocalarımı unutmak mümkün mü?

 

Aradan onca yıl geçti.

Çatalzeytin hala rüyalarımda… Hala eski yılları yaşıyorum. Hala  düş dünyamın beslendiği kaynak Çatalzeytin…

 

Ondan ayrılmak çok zor olmuştu. 1985 yılında rotasyonla tayinim çıkmıştı İstanbul’a. Ayrılırken ağlamıştım. Yıllarca  hüzne boğulmuştum. Rüyalarımda hep Çatalzeytin’i yaşamış ve sayıklamıştım.

 

Çatalzeytin benim için   güzel bir rüya…  Bugünümü renklendiren , geleceğimi  şenlendiren, geçmişimi  ışıtan bir büyülü bir rüya…

Bu rüyayı yitirmek istemiyorum. Bu rüyayla yaşamaya devam etmek istiyorum.

  

MEHMET UYAR

 

15. 7. 2007  - istanbul

 

BU AY OKUDUKLARIM

- Mektubat - Said Nursi

- Bir Gemi Zabitinin Esaret Hatıraları - Hasan Basri Efendi

- Bütün Şiirleri - Behçet Necatigil

- Büyük Menderes'in Öyküsü - Mümtaz Başkaya

--Çevengur - Andrey Platonov

- Bütün Şiirleri - Cesare Pavese

- Dönüş - Andrey Platonov

- Deniz İşcileri - Victor Hügo

Ziyaretçi Sayısı

Bügün26
Dün83
Bu Ay380
Toplam82371