| MASAL GİBİ ÇOCUKLUĞUM |
|
BIR KUCAK ALTIN Bir çocuk neyi hatırlar? ....gider,bir avluda,değnekle yeri çizer çizer;seksek oynar.O da olmadı ipten atlar.Zıplar.Saklambaç oynar.Gece olur;sihri ve karanlığı,mevlidlerde odanın içinde gezdirilen tütsü gibi yayılır;zihinlere takılır kalır hep:Korkar.Keçi kılığına giren cinlerden,ağustos böceklerinin cırıltısından,baykuşların ötüşünden korkar.Gene de,oturur ninesinin dizi dibine,ışıltılı gözlerinde,kocaman bir devin dehşetini,minicik bir kuşun masumiyetini yakalar ve korkar. ".....devin başı göğe eriyormuş.Göklerden yıldızlar deriyormuş.Işte o gün de kurtlar gibi açmış.Karnında ziller değil,davullar dümbelekler çalıyormuş. Gümbürtüsü de taa... Fizan'dan duyuluyormuş.Böyle böyle,boş gezenin boş kalfası gibi dolanıp duruyormuş.Dünyanın da altını üstüne getiriyormuş. Durmadan karnını doyuracak bir yiyecek arıyormuş.Sayıklayıp da duruyormuş irezil...Ah bir ademoğlu görsem..ah şöyle tatlı mı tatlı,şamtatlı...kaymaktan daha tatlı bir insan bulabilsem..yesem yesem bir daha yesem....sonra dağlara kösülsem,türküler söylesem diyormuş.Her bir yeri,harıl harıl arıyormuş,şöyle itiveriyormuş eliyle...unufak oluyormuş dağlar tepeler...Şöyle küçük parmağıyla çengelleyerek,ağaçları asılıveriyormuş... kökünden söküyormuş meret... BIR KUCAK ALTINBir çocuk neyi hatırlar? ....gider,bir avluda,değnekle yeri çizer çizer;seksek oynar.O da olmadı ipten atlar.Zıplar.Saklambaç oynar.Gece olur;sihri ve karanlığı,mevlidlerde odanın içinde gezdirilen tütsü gibi yayılır;zihinlere takılır kalır hep:Korkar.Keçi kılığına giren cinlerden,ağustos böceklerinin cırıltısından,baykuşların ötüşünden korkar.Gene de,oturur ninesinin dizi dibine,ışıltılı gözlerinde,kocaman bir devin dehşetini,minicik bir kuşun masumiyetini yakalar ve korkar. ".....devin başı göğe eriyormuş.Göklerden yıldızlar deriyormuş.Işte o gün de kurtlar gibi açmış.Karnında ziller değil,davullar dümbelekler çalıyormuş. Gümbürtüsü de taa... Fizan'dan duyuluyormuş.Böyle böyle,boş gezenin boş kalfası gibi dolanıp duruyormuş.Dünyanın da altını üstüne getiriyormuş. Durmadan karnını doyuracak bir yiyecek arıyormuş.Sayıklayıp da duruyormuş irezil...Ah bir ademoğlu görsem..ah şöyle tatlı mı tatlı,şamtatlı...kaymaktan daha tatlı bir insan bulabilsem..yesem yesem bir daha yesem....sonra dağlara kösülsem,türküler söylesem diyormuş.Her bir yeri,harıl harıl arıyormuş,şöyle itiveriyormuş eliyle...unufak oluyormuş dağlar tepeler...Şöyle küçük parmağıyla çengelleyerek,ağaçları asılıveriyormuş... kökünden söküyormuş meret...Şöyle kepçeleyerek avuçlayıveriyormuş denizleri...hepsini kürüveriyormuş ki,dünya üzerinde su kalmıyor,kurt kuş susuzluktan çatlayıp çatlayıp gidiyormuş.Netse neylese,bir tane dişe dokunur ademoğlu bulamıyormuş.Yerin dbine mi gitmişti bu insanlar,neredeydi?Şaşkınlığından,öfkesinden atılıp gidecekmiş ki...Allah korusun,onun düşmesinden yer gök karışırdı birbirine.Emme gene de,telaşlı telaşlı koşturmasından kopuyormuş zelzeleler...Fakirlerin evleri başlarına yıkılıyor,çoluk çocuk ölüp gidiyormuş.Ayağı kırılasıca dev,doğru düzgün yürüse neyse....Gübüdük gübüdükat koşturuyor sanki.. Işte o sırada,bizim Keloğlan,Kelleşoğlan,delioğlan,kafasız oğlan...ne işin var oralarda a salak...?Türkü söyleye söyleye geziyormuş.Devin sesini duyuyormuş emme gök gürültüsü sanıyormuş.Ah boyu devrilesice...Devin burnu körük gibiymiş.Nerden hissettin irezil..Nerden kokusunu aldın geberesice.. Keyfinden bir gülmüş,bir sırıtmış...ağzını şapırdatmış. A Kelleşoğlan...Aklın mı yok,fikrin mi yok...Kaç gari işte!Sen de gir yerin dibine..!Ne işin var o civarda?Ee.. nedersin nişlersin,olanlar olmuş gari...Koca dev,bir "Hüüüp" demiş...Keloğlan kasırga çıktı sanmış.Emme ne kasırga..Sanki Nuh tufanı... Keloğlanı salakoğlanı almış yerinden,havalara kaldırmış.Koca dev,iki "Hüüüüüüp! demiş...Keloğlan tufan demiş boran demiş,aklı şaşmış gözü dönmüş..Uçmuş uçmuş havada;gitmiş devin önüne kuş gibi konuvermiş. Koca dev, üç "Hüüüüüüüüüüp" demiş....avucuna almış Keloğlan'ı...Eh,bakmış bakmış ademoğluna,iştahı kabarmış.Yutacakmış gari...Yutkunup duruyormuş......."
Birden susar ninem.Gözleri ne kadar iri,ne kadar derin...Kuyu gibi..Üstümüzde bir titreme,bir merak,bir korku....(Nine sen dev misin?) Sonra kamış örmeli,üzüm askıları ve narlarla ayvalarla donatılmış tavana diker bakışlarını...Tavana bakarız.Direkler arasında fışkıran kuru kamışların yaprakları ışıldayıp durmakta,sanki kımıldamakta hafif hafif...Evimiz yıkılacak gibi...Dönüyor herşey.. (Dünya ters gelir mi?) "Sonra noldu gız ebe..?Hadi gaa ,anlatsana..." Gözlerini hafifce çevirir üzerimize:Fısıldar ninem. "Sonra mı...?"der;aniden sırıtır;zangır zangır bir ürperme sarar vücudumuzu. "Heee ya...Sonra sonra...?" "Onu da sonra anlatırım.." der,dimdik doğrulur yerinde;yaban yaban süzer bizi. (Nine,sahiden sen mi duruyorsun karşımızda?Sahiden sen misin?): Tereddütle bakakalırız bir an. Ama ninemizdir.Kesindir.Aklımız erdi ereli dizi dibinde masal dinliyoruz. Yalvarır Ali.Yalvarır Ümmühan.Bağırır Zübeyde..Ağlamaya başlar ve mızmızlanır Emine: "Ne olur ebeee..." Eteğini çekerim:"Nolur...." Sonra ne oldu? Yanıbaşında iri bir kedi var ninemin.Büzülür kedi.Uysaldır öylesine.Bir eliyle sırtını okşar ninem..Sanki rüya gören bir eldir o .Kırışık, kemik gibi ve uykulu...kediyi sever.. Kediye bakarız:Odanın loş ışığında hem de...Gece.. Gaz lambasının alevden dili göz kırparken,pırıl pırıl parlayan gözlerinden dev belirir. Büyüyecekmiş gibi... "Hüüüüp" diyecekmişcesine....Kediden korkarız. "Peki peki...Anlatayım..Sizin hatırınız kırılacağına Fişekçioğlunun satırı kırılsın daha iyi..." (Keloğlan'a ne oldu?Dev ağzını açmıştı açmıştı...Yutacaktı...Eyvah...!): Bekleriz. "Sonra koca dev ne yapmıştır,dersiniz?" "Ne yapmış ne yapmış...?" Kaşlarını çatar ninem,gözlerini dondurur;öylesine acımasız olur ki bakarken....(Ne yapmış?) Önünde duran tabaktan bir avuç kuru üzüm alır,ağzına atar aniden.Avurtlarını şişire şişire konuşur: "Atmış ağzına...!" "Anaaa...!" diye bağırırız;aklımız başımızdan çıkıverecek gibi.. Ninem şapur şupur yer,dişleriyle bir güzel ezer;geviş geviş belirir üzümler.Ağzı dopdolu.(Keloğlan'ı yutacak.!") "Emme,Keloğlan pek akıllıymış...." Derin bir soluk alırız.Bir umuttur mel mel baktıran bizi. "Şöyle,yan gelivermiş ağzında..Boğazına takılıp kalmış.."derken öksürür ninem;genzine kaçmıştır üzüm taneleri.Gözlerinde beliren yaşlar gaz lambasının şavkında parlarken,eliyle boğazını tutarken kısık kısık devam eder masala. "....dev yutkunmuş yutkunmuş,emme, bir türlü yutamamış.Denizleri içmiş,dereleri içmiş...Sular,Keloğlan'ın tepesinden şarıl şarıl akmış..Gel gör ki,söküp atamamış yerinden.Çünkü Keloğlan,ayaklarıyla ve elleriyle gırtlağına sımsıkı yapışmışmış.Günlerce,boğazında öyle gerili durmuş.Dev bu yüzden uyuyamaz olmuş.Rahat duramaz olmuş yerinde.Keyfince gezemez olmuş.Bir öksürmüş;dağlar hallaç pamuğu gibi atılmış.Iki öksürmüş;göller ve denizler taşmış.Heryer sele boyanmış.Üç öksürmüş;tufanlar kopmuş.Cümle alem viran olmuş.Gene de Keloğlan'ı yutamamış.Gayri,dayanamamış birgün;sokmuş parmağını damağına...bir öğürmüş bir öğürmüş...Keloğlan'ı "şooooorrrr" diye kusuvermiş.Midesinde ne varsa dökülmüş.Ondan sonra tövbe demiş koca dev..Bir daha insan yemem.Adem eti haram olsun bana..Çekilmiş mağarasına.Ömrü billah orada yaşamış.Bütün insanlar da bu dev belasından kurtulmuşlar.Derin bir oh çekmişler.Koca devin anasından emdiği süt burnundan gelmiş.Böyle akıl almaz işi becerdiği için,o yörenin insanları Keloğlan'ı omuzlarına almışlar. Sevmişler,altın alçaya boğmuşlar.Derken birgün,Keloğlan,altın alçayla birlikte,o memleketten ayrılmış.Anasını pek özlemiş,köyünü pek özlemiş...Düşmüş yollara.O sıra benimle karşılaştı.Gönlünden koptu;külçe külçe altın döktü kucağıma..Ben de sevincimden ağzım kulaklarıma vara vara geldim köye..Tam,Kanlı Göl'ün yanından geçiyordum ki...bir kurbağa;"Vıraaaak!" dedi.Ben de "Bıraaak!" anladım.Altınları oraya bırakıp da geldim.Isterseniz,sabah erkenden gidin de Kanlı Göl'e ,bir bakın..."Sabah,yataktan kalkar kalkmaz Kanlı Göl'e koştum. Güneş yeni doğmuştu.Söğütlerin yaprakları pırıl pırıl parlıyordu.Toprak pırıl pırıldı.Çimenlerde çiğler belirmişti;şeffaftı.Hele,gölün üzeri...öylesine sarı,öylesine göz alıcı...Heryer öylesine güzeldi ki... Toplamadım altınları...Yerinde daha güzel.... dursun dedim.
|
| Anasayfa |
| Biyografi |
| Hayatı |
| Kitapları |
| Ödülleri |
| Makale Ve Yazıları |
| Ziyaretçi Defteri |
| FOTO GALERİ |
- Mektubat - Said Nursi
- Bir Gemi Zabitinin Esaret Hatıraları - Hasan Basri Efendi
- Bütün Şiirleri - Behçet Necatigil
- Büyük Menderes'in Öyküsü - Mümtaz Başkaya
--Çevengur - Andrey Platonov
- Bütün Şiirleri - Cesare Pavese
- Dönüş - Andrey Platonov
- Deniz İşcileri - Victor Hügo
| Bügün | 26 |
| Dün | 83 |
| Bu Ay | 380 |
| Toplam | 82371 |