www.mehmetuyar.com

  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • red color
  • green color
Anasayfa
HAMSUN BÜYÜSÜ : NORVEÇ

 

Sample ImageÜniversite yıllarıydı. Bir yazarı tanıdım: Knut Hamsun. Bir tutkulu düşe kapıldım: Norveç. Norveçli yazar Hamsun, 70’li yılların en karışık dönemlerinde   Üniversitede okurken büyülü bir hülya olarak  romanlarıyla  hayatıma girdi. 

O günden sonra  edebiyatı daha çok sevdim. Yazmayı çok sevdim. Ve hayal kurmayı… Düşlerimi bir Hamsun büyüsü sardı. Unuttum  realiteyi. Üniversitelerin ideolojik kargaşa ve çatışmalar içinde  ben başka dünyadaydım. Norveç fiyortlarında , dağlarında  kuzeye doğru bir göçebe gibi geziyordum Hamsun’la. 

          

           

 

 Hamsun bana şiirsel diliyle ülkesini anlattı. Ben de hep okudum, hep sevdim. 

      

      Hamsun Norveçli bir yazar.  Behçet Necatigil çeviri avantajıyla  ülkesini   şiirsel bir dille anlatıyordu.   Çok sade ve sakin bir hayatı tasvir ediyordu. Tasvir ettiği bu hayatı düşledim, düşlerimde gördüm. Bir özlem  palazlandı içimde: Bir gün hamsun’un romanlarında tasvir ettiği Norveç fiyortlarını görebilir miyim dünya gözüyle?

              Yıllar geçti.

            Bu özlem her geçen gün korlaştı içimde.  Norveç, hayal ülkem oldu.  Norveç’le ilgili

Resimler, haritalar  ve kartpostallar biriktirdim. Çalışma odamın duvarlarını fiyort  fotoğraflarıyla donattım. İnternetten bütün Norveç’le ilgili  resimleri topladım. Festivallerde Norveç filmlerini kaçırmadım hiç. Hamsun’un romanlarını   6 defa okudum, yine okudum.

           

            Nihayet.

            Temmuz 2006’da bir fırsat doğdu.

            Norveç’e gitmeye karar verdim.  Artık zamanı geldi dedim.  Düşlerim gerçek olmalıydı.

            Bir heyecandır sardı içimi.

            30 yıllık düşüm gerçekleşecekti. Bu arada bir endişe de yok değildi zihnimde : Ya büyü yok olursa… Ya, Norveç’i gördükten sonra biterse bu düş. Biri bin yapan özlem ve düşler bulutu dağılır ve gerçek  bütün ayrıntılarıyla karşıma çıkarsa… biterse Norveç düşü…

            Bazen , Ahmet Haşim gibi  doğayı , hayatı  düşlerde sevmenin daha mutluluk verici olduğunu da düşünüyordum.

            Ama gitmeliydim.

            30 yıllık rüyamla yüzleşmeliydim.

            Önce tek başıma gitmeyi düşündüm. Alıp başımı gitmek, yalnız başıma kuzeye doğru seyahat etmeyi planladım. Ama dostlarım  uyardılar, turla gitmemi önerdiler.

            Onların ısrarlı önerileri üzerine  turla gitmeye karar verdim.

 

            Norveç’e giden bir çok turlar vardı. İçlerinden birini seçtim.  Norveç’e giderken komşu ülkelerini de görmek amacıyla  Finlandiya- İsveç ve Danimarka seyahatını da içine alan 11 günlük seyahatı tercih ettim.

 

            16 ağustos 2006  Pazar günü, İzmir’den  uçağa bindim. Böylelikle Norveç seyahatım başladı.

            Tura katılan toplam 25 kişiydi. Çoğu da İzmir’den katılıyordu.  Deneyimli bir rehberimiz vardı.

 

            Uçağımız öğleden sonra  Helsinki havaalanına indiğinde müthiş heyecanlıydım. Çocukça bir neşe  ve şımarıklıkla,  tutkuyla bakıyordu  Kuzey ülkesinin coğrafyasına…

            Hoş bir serinlik vardı Helsinki’de. Güneşliydi hava.

           

            Finlandiya,  adalar ve göller ülkesi.  Uçaktan bakınca  orman bataklığı…İrili ufaklı adalar ve orman orman…hep orman…

 

Helsinki sakin ve güzel bir şehir. 

İnsan kendini küçük bir kasabaya düştüğünü hissediyor.

Burada iki gün kaldık.  İki gün boyunca  sokaklarını dolaştık. Tur grubuyla   bir motorla kıyılarını dolaştık şehrin.  Güneşli ve serin havada biraz biraz üşüyerek  adacıklar arasında dolaştık. Bol bol fotoğraflar çektik.

Öğle olduğunda Helsinki birden canlandı.  Güneşli günler kuzey ülkeler için  bayram günü sanki.  Herkes sokaklara caddelere meydanlara dökülüyor… güneşleniyor.  Güneşlenmek  Kuzey ülkelerinin en büyük keyfi.

 

            Helsinki’yi dolaşırken hayalimde Norveç vardı. Daha doğrusu Norveç’in yakınlarında olmanın aynı iklimi yaşamanın heyecanı coşkusu  vardı içimde.

            İkinci gün, Helsinki’den ayrıldık,  bir otobüsle Finlandiya’nın Turku şehrine gittik.

            Turku şehri Helsinki’ye göre daha  sakin ve küçük bir şehir. Ama Helsinki kadar güzel değil.

            Buradan  Viking Line gemilerinden birine bindik, Finlandiya’ya veda ettik.

            Geceyi gemide geçirdik.

            Sabah  uyandığımda İsveç’e gelmiştik.

Stockholm  şehri ufukta görünüyordu.

 

            Stockholm, kuleler şehri.  Denizden  bakılınca hep kuleler görüyordunuz. Bunlar sarayların ve katedrallerin kuleleri olmalıydı. Tarihi binalarıyla sizi başka zamana götürüyordu birden.

            Stockholm bizi tarihi çehresiyle karşıladı.

            Burada da güneşliydi hava.

            Şehri gezdik. Adeta tarih içinde seyahat ettik.  Saraylar, kiliseler, katedraller, asırlık binalar… tertemiz pırıl pırıl sokaklar, caddeler…

            Hava güneşli olduğu için caddeler meydanlar çok kalabalıktı.  İstanbul’u hatırlatan bir kalabalık vardı.

            Bu şehri çok sevdim. Bu şehirde  sadece bakarak, İsveç tarihini adeta okudum.  Bu şehirde tarihi bir lezzet alarak  mutlu oldum.

           

            Ve ertesi sabah İsveç’ten ayrıldık.

            Böylelikle  Danimarka’ya kadar sürecek olan otobüs yolculuğumuz başladı.

           

            Hedefimiz Norveç’ti.

            Hayal ülkeme gidiyorduk. O andan itibaren yolculuğum çocukça bir coşkunluğa dönüştü. Bir elimde kamera bir elimde fotoğraf makinesi… bütün manzaraları kaydediyordum.

            Okuduğum bütün Hamsun romanlarını, uzun uzun bakıp hayallere daldığım bütün resimleri, Norveç ile ilgili okuduğum bütün kitapları gözümün önüne getirmeye çalışıyor ; böylelikle transa girmeye, Hamsun büyüsünde  Norveç’e merhaba demeye hazırlanıyordum.

 

            Ve sınır.

            Sadece birer bayrakla sınır olduğu anlaşılan yere geldiğimizde otobüsümüz durdu.

Sınırda ne asker vardı, ne tel örgüsü..ne kontrol, ne de  sorgu sual…

            Geçiverdik Norveç topraklarına.

            Otobüsten indim…

Ormanlarına , dağlarına baktım ve  yüksek sesle, çevremdekilerin ayıplayıcı bakışlarına aldırmadan bağırdım: “Selamün aleyküm Knut Hamsun ”

 

            Norveç’e kadar  Finlandiya ve İsveç’de dağlık alan görememiştik. Sadece ormanlar vardı. Göz alabildiğine yeşil bir düzlüktü gördüğümüz manzara…

            Norveç’te ise dağlar başladı.

            Artık tabiat daha güzelleşiyordu.

            Bu görece bir kanaat olarak algılanabilir ama bu kanata grubumuzdaki herkes  katılıyordu.

                       

            Norveç sınırından geçer geçmez Hamsun büyüsü harekete geçti içimde.

           

            Otobüste başımı cama dayıyor ve   bütün dikkatimle  dağlara

ormanlara bakıyordum ve oralarda  Victorya’yı Rosa’yı Benoni’yi  , İsak’ı arıyordum.  Hamsun yaşlı göçebe,  bir hayal gibi belirebilirdi bir tepede…

           

            Otobüsümüz yola devam etti.

             Önce  dünyaca ünlü  kayak merkezi, Norveç’in güzel  şehirlerinden Lillihamer’e  vardık

Otobüsümüz burada durdu. Otelimize yerleştik.

Daha sonra grup olarak kayak merkezine çıktık.

Bu aradan bol bol  resimler çektim.

Sonra oturdum bir kayanın üzerine; şehri, şehrin ortasında bulunan  çok uzaklara kadar uzanan  büyük  gölü, karşı tepeleri seyrettim. Norveç’te olduğum duygusu bilinciyle uzun uzun hayal kurdum.  Transa girmek için zorladım kendimi.

Ama yorgunluk buna imkan vermiyordu.

Lilihamer şehrinde fazla durmadık.

Gezimizin en kuzeyinde yer alan Alesund  şehrine gitmek için yola çıktık.

 

O andan itibaren manzaralar daha da güzelleşti. O andan itibaren Hamsun büyüsünün etkisi arttı.

Muhteşem dağ ve orman manzaraları , karlı tepeler…temmuz ortasında karlar üzerinde yürüdüm…

Büyük şelaleleri seyrettim, suyundan içtim, çiçeklerini kokladım

Ve Hamsun’un bir romanı içine süzülüverdim o anda.

 

Alesund’a yaklaştıkça heyecanım artıyordu. Biliyordum ki Alesund  Norveç’in en güzel  şehirlerinden biriydi. Kuzeyin gizemli  büyüsü , Andersen’in masalları yaşıyordu.

Alesund yolunda  ilk kez fiyordu gördük.

Fiyort manzaralarından gözlerimi kameramı alamadım.  Hem seyrettim hem çektim.

Bir ben değil bütün herkes aynı sarhoşluk içindeydi.

            Alesund’u gördüğüm de sevincim ve heyecanım yüksekti. Bir selam da orada verdim:

“Selamün aleyküm Knut Hamsun!”

           

           

            Alesund, geçmiş yıllarda çok yangınlar görmüş. En son yangında şehir tamamiyle yanıp kül olmuş. Daha sonra Almanlar tarafından yeniden inşa edilmiş. Bugünkü hali de Almanlar tarafından inşa edilmiş hali.

            2. dünya savaşında Almanlar tarafından işgal edilen Alesund,  35 nüfuslu çok şirin bir şehir bugün. Sessiz sakin ve sevimli

            Arkadaşımla, şehri  geç vakte kadar dolaştık.

            Gün bitmiyordu, güneş batmıyordu.  Türkiye saatiyle saat 1’de , yani gecenin geç vakitlerinde akşam kızıllığı çöktü ufka…

            Beyaz geceler bu olsa gerek…

           

            Deniz kıyısında oturduk arkadaşla, gün batışını izledik. Kimseler yoktu. Sadece iki sarhoş vardı, balık avlıyordu sahilde.

            Oturdum ve denize baktım. Karşımda adalar adalar ve buğulu deniz…  Kuzeyin serinliği yüzümde… Bu halimle, Norveç’in şiirini yaşamak için zorluyordum kendimi.

 

            Alesund’u çok sevdim. 

            Bıraksalar, kalacaktım. Öylesinde romantik düşler kurdum.

 

            Ama yolcu yolunda gerek. Üstelik bir tura katıldım, sürüden  kaybolanı kurt kapar…

            Ertesi sabah erkenden ayrıldık bu şirin şehirden.

 

            Hedefte rüya şehir Bergen vardı.

            Norveç’in eski başkenti  Bergen.  Kimilerine göre Avrupa’nın en güzel şehri. Benim için rüya şehir…

 

            Alesund- Bergen yolunda sadece fiyortlar var. Fiyorttan fiyorda atlayarak bir rüyada gibi yolculuk yaptık.

            Her fiyortta duruyoruz , karşıdan karşıya geçiren feribota biniyoruz.

Fiyortlardan geçerken  fotoğraflar çekiyorum. Kameram hiç durmuyor adeta… Sürekli basıyorum düğmesine.  Norveç’ten  manzara çalma ve ülkeme götürme telaşı içinde, bulunduğum anın ve mekanın tadıma varıyorum desem yalan olur.

Tabiatı insan gözüyle değil kamera gözüyle görmek; özlemlerimle devleşen hayallerimle, Hamsun büyüsüyle uzak tutuyordu beni.

 

Fiyort; vadilerde buzulların erimesiyle oluşmuş  karaya doğru uzanmış  derin  uzantı. Derinliği 300- 400 metreyi bulan fiyortlar bulunuyormuş. En uzun fiyort da 150 km imiş.

Fiyortları güzelleştiren  bir başka manzara evler… Fiyort kıyıları boyunca dizilmiş  küçük küçük rengarenk  görünümleriyle evler… Bu bakımdan Norveçlileri tebrik etmek lazım.  Bulunduğu  manzarayla uyumlu renkleri tercih ediyorlar ve bulundukları  manzaraya uygun bir şekilde evler yapıyorlar. Bu yüzden bütün fiyortlar muhteşem birer tabloyu andırıyor, seyredenleri büyülüyor.

           

            Bu yolculuk  sırasında dünyanın en uzun tünelinden geçiyoruz.  Toplam uzunluğu  23 km.  Zaten Lilihamer’den itibaren  hep tüneller görüyoruz. Norveçliler ,  her dağa tünel açmış.

Tüneller ve  köprüler ülkesi de deniyormuş Norveç için.

Yine yol boyunca dağların tepelerinde , derin vadilerde buzulları görüyoruz.

 

            Bergen. Nüfusu 300 bin. Fiyordun girişinde  , adacıkların kuşattığı bir yerde kurulmuş.

Ünlü Ulriken tepesinden bakınca  fiyort ve adaları rahatlıkla görebiliyoruz.

            Bergen’e varır varmaz otelimize yerleşiyoruz.

            Daha sonra İzmir’den doktor arkadaşımla  geziyoruz Bergen’i… Fazla meşhur yeri yok. Şehrin sembolü olarak bilinen  Brygeen evleri, muhteşem bir şehir manzarasının görüldüğü Ulriken tepesi ve balık pazarı…

            Turistlerin en fazla uğrak yeri olan yerler de buraları…

 

            Bergen , uğradığımız şehirler arasında turistlerin fazlalığıyla hemen dikkati  çekiyor. Caddelerde  her ülkeden turist var.  Bu bakımdan Bergen için turistik bir şehir de diyebiliriz.

Oldukça düzenli, temiz bir şehir… Şehrin içinde çirkin yapılı ev görmek mümkün değil. Hepsi bir estetik ve mimari anlayış içinde dizilmiş…

           

            Yıllarca hayalini kurduğum, resimlere bakıp bakıp romantikçe hayallere daldığım şehirde, ne kadar gezersem gezeyim, ne kadar zorlansam da zorlanayım… resimlerde bakarken yaşadığım tadı bulamadım.  Ama,hayal kırıklığı yaşadığımı da söyleyemem.

 

            Bergen de yangınlar görmüş, tekrar tekrar imar edilmiş bir şehir.

            Özellikle  tarihi bir abide olarak kıyıda bulunan Brygeen Evleri herkesin uğrak yeri…

Almanlar tarafından yapılmış olan bu ahşap kırmızı dik çatılı evler hemen dikkati çekiyor.

           

            İki gün kaldık Bergen’de. Bu iki gün boyunca , sokak sokak dolaştım, feribotla kıyılarını gezdim.

            Bergen’den ayrılmak Norveç’ten tamamen ayrılık gibi geldi bana. Çünkü Benim için Norveç demek,   Bergen, Alesund ve Northland demekti.

           

            Yola devam ettik.

            Bergen- Oslo yolculuğumuz başladı .

            Bu yolculuk boyunca hep dağlardan geçtik. Yine fiyortlar boyunca  yolculuk yaptık.

Fiyort göre göre bağışıklık kazandık manzaralara. Giderek ilginçliğini yitirmeye başladı Norveç…ve içimdeki Hamsun büyüsü de çözüldü…

            O an, okuduğum romanları imdada çağırdım , Norveç tabiatının hazzına varmak için zorlandım.

            Ama  telaşlı ve hızlı yolculuğumuz ,  fotoğraf ve kamera cambazlıkları  hayallerimi, ruhumu yıpratmıştı. Yorulmuştum.

            Bu ruh haliyle Oslo’yu hayal etmeye çalıştım.

 

           

            Oslo. Norveç’in başkenti  Nüfusu 500 bin. 

            Bir heykeller şehri Oslo. Hamsun’un açlıktan sokaklarında sürttüğü, açlık romanını  kaleme alıp yazar olduğu bir anlamlı şehir benim için.

            Her kuzey şehri gibi burada da binaların yapıları aynı. Aynı temizlik, düzen ve  estetik burada da var.  Kuzey ülkelerinin caddelerini birbirinden ayırmak bu bakımdan çok güç.

            Oslo’nın tek farkı, her sokak başında heykellerin olmasıydı. Üstelik Vikeland adıyla   heykel parkları var.

            Caddeler sokaklar  Norveç’in ünlü simalarının bulunduğu heykellerle donatılmış.

Pek tanınmamış yerel sanatçılarına ait heykeller bile var. Nerdeyse sokaktaki adamın bile heykeli var diyesi geliyor insanın. Ama Knut Hamsun’un heykeli yok. Nobel edebiyat ödülü almış dünyaca ünlü romancı Knut Hamsun, Norveç’te yaşamıyor. Kimse Hamsun’dan söz etmek istemiyor. Hamsun diye bir yazarlarının olduğunu bilmek ve hatırlamak istemiyorlar.

Üstelik 18 yıl buralarda kalmış ve yıllarca uzman rehberlik yapan rehberimiz bile tanımıyor Hamsun’u.  (Ona Hamsun’u anlattım. Çok etkilendi, heyecanlandı. Bana, Norveçlilere Hamsun’u anlatmak, suçlarını yüzlerine vurmak için söz verdi.)

            Norveçli niye görmek istemiyor, en büyük ve ünlü romancılarını?

            Nedeni 2. Dünya Savaşı yıllarına dayanıyor.

            Knut Hamsun,  mazlum ülkeleri emperyalist arzularla sömüren ve  dünyayı savaşlara  sokan İngilizleri hiç sevmezdi.  Yine ülkelerin  ekonomilerini  gizliden gizliye ele geçiren ve dünyadaki savaşların arkasında  oyunlar çeviren Yahudileri de sevmezdi. (Buna mukabil, bu ikisine karşı mücadele veren 2. Abdülhamit’i ve Osmanlı’ya hayrandı. İstanbul’a  gelmiş, Türk insanına ve coğrafyasına hayranlığını belirtiyor gezi yazılarında.)

            İngilizlere ve Yahudilere karşı  öfkesi o yıllarda 80 yaşında olan Knut Hamsun’u Almanlar safına soktu. Savaşta Hitler’i destekledi. Daha sonra Hitler’in ihtirasını gördü, bu desteğinden vazgeçti, hatta pişman oldu.

            Norveçli bu yaşlı yazarının hatasını (hata mı demeli, orası tartışılır) hiç affetmedi. Savaştan sonra bütün kitaplarını  attılar, yazarı aforoz ettiler.

            O günden bu güne de adından hiç söz etmediler.

            Son yıllarda bir grup seveni heykelini dikmek istedi Oslo’ya ama, halkı tepki gösterdi.

           

            Rehberimize bunları bütün detaylarıyla anlattım, kitaplarının isimlerini yazdım.

Knut Hamsun’a vefa borcumu, onu  savunarak, rehberimin hafızasına emanet ederek  bir parça da yapmış olduğumu hissediyorum.

 

            Oslo’dan sonra  İsveç’in Göteborg ve Malmö şehirlerini gördük. İsveç –Danimarka arasında bulunan 16 kilometrelik dünyanın en uzun  köprüsünü geçtik. Kopenhag’da iki gün gezdik ama Norveç’ten sonra hiçbir şehir ve manzaranın anlamı yoktu benim için.

 

            (  Romantik hayallerim yüzünden Norveç’in  ekonomisiyle ve sosyal durumuyla pek ilgilenmedim. Oysa  Norveç, dünyanın en zengin ülkesi. Kişi başına düşen milli geliri en yüksek ülke. Geçimi daha çok balıkçılık ve petrol. 80’li yıllarda denizde petrol buldular ve köşeyi döndüler.  5 milyon nüfusları var, hepsi de beyler gibi yaşıyor. Ama böylesine güzel bir coğrafyaya, böylesi bir zenginliğe sahip olan ülkede intihar  edenlerin sayısı oldukça fazla… Sanırım, bulunduğu mekanın güzelliklerini görememe, yaşama heyecanını duyamama  neden oluyor buna. Keşke Knut Hamsun’u anlasalar, romanlarındaki şiirsel romantizmi yaşasalar… Dilerim, bunun farkına varırlar.)

            Norveç’i görmeyi nasip eden Rabbime şükrederek, romanlarının büyüsüyle beni buralara kadar getiren  Knut Hamsun’a teşekkür ederek, rahmet dileyerek;  zihnimde fiyortların puslu manzarası, dağların karlı tepeleri ve kuzeye uzanan denizin durgunluğu… mutlu bir doygunlukla   geri döndüm ülkeme.

            Ama  yeniden gelmeyi, özellikle daha kuzeye, Hamsun’un bir çok romanına konu olan  Lofoten adalarına, Nortland’a gitmeyi arzu ederek, umut ederek, dua ederek… ama  daha özgür, tura katılmadan… özgürce, düşlerimle yoldaş ola ola…

           

           

                                                                                              5.9 2006

                                                                      

                                                                                              MEHMET UYAR

           

                                                          

           

           

 

 

BU AY OKUDUKLARIM

- Mektubat - Said Nursi

- Bir Gemi Zabitinin Esaret Hatıraları - Hasan Basri Efendi

- Bütün Şiirleri - Behçet Necatigil

- Büyük Menderes'in Öyküsü - Mümtaz Başkaya

--Çevengur - Andrey Platonov

- Bütün Şiirleri - Cesare Pavese

- Dönüş - Andrey Platonov

- Deniz İşcileri - Victor Hügo

Ziyaretçi Sayısı

Bügün26
Dün83
Bu Ay380
Toplam82371