www.mehmetuyar.com

  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • red color
  • green color
Anasayfa arrow Hayatı
Hayatı

 Sample Image

Sanırım, ülkemiz o günlerde büyük karışıklıklar içinde , dış kışkırtmaların ağında ilkelce  parti tutkunluğunu yaşıyordu. Kahveler, mahalleler, hatta camiler savaşa tutkun bu millete yalancı bir savaş yaşatıyordu. İhtilalin ayak sesleri gizliden gizliye duyulmaya başlamıştı; Menderes en kritik günlerinde olmalıydı.

 Sanırım, adı sonradan mana verilemediğinden Yeşilyaka olarak değiştirilen Haydan köyü büyük bir geçiş dönemini yaşıyordu. Kuruluşu yakın tarihlere dayanan bu köy, eski Selçuklu kalıntıları üzerine inşa edilmişti. Çoğunluğu da yörüktü, dağdan inmişti. Bu yüzden, koyunculuktan vazgeçemiyor, düz ovada dahi tarımla ilgilenmiyor,hepsi çobanlık yapıyordu. Dağ özlemlerini de her yaz Köseler adıyla meşhur yaylaya çıkarak üç-dört ay orada kalarak kerpiç damlarda yörükçe yaşayarak gideriyorlardı.

 

Sample Image

 

 Bu köy de  “altı ok” , “demir ok” bölünmelerinden nasibini almıştı. Kahveleri ve mahalleleri ikiye ayrılmıştı. Ama,sadece kış günlerinin sıkıntılı uzun gecelerinde dedikodu malzemesi olmaktan öteye gitmemişti.

 Haydan Köyü ki, ilçenin iki  kilometre yakınındaydı. Köylüler haftada bir kez pazara gitmeyi adet edinmişti. Zaten o sıralar,ilçenin gelişmiş olduğu pek söylenemezdi.  Biz Haydan'a dönelim.

 Nüfusu büyük bir köy. İlçesine bağlı olan köyler içinde en büyüklerinden. Alabildiğine düz bir araziye sahip. Ovanın gölü beş kilometre uzağında. Toprağının her karışı tarıma elverişli ama o günlerde göçebe olmanın verdiği dezavantajla pek işlenemiyor. Ekinler ekiliyor, bazen üzüm bağları... tabii yetecek kadar. Bunun dışında illa koyunculuk, illa Kösler yaylası... Yani, yeni yeni yerleşik  olmaya çalışıyor herkes. Ova düz olduğundan, jiplerin arada sırada gidip geldiği oluyor.Bazı varlıklı kişiler bisiklet alabiliyor.Giderek çoğalıyor bisiklete binenler.

 Köyün tam yedi köy odası var.Yedisi de ayrı ayrı sülalelere ait.Gelen her misafir sülalelerin  teklifleri arasında karar veremez hale geliyor.Her köy odası arasındaki rekabet bazen büyüyor.Tabii,bundan da karlı çıkan daima misafirler oluyor.Misafir kazanan sülale de nam sahibi olmanın gururunu yaşıyor. Sülalecilik,köye yerleşenlerin farklı yerlerden gelip sonradan yerleşmelerinden kaynaklanıyor.

Yağmurlar bolca yağıyor.Sulama makinelerine hiç ihtiyaç hissetmiyor köylü.Üzümler,bostanlar,ekinler çok verimli.Üç göl var köyün içinde.Biri iki kişinin ölümüyle ünlü,adı Kanlı Göl..

            Köyün yerleşimi,kasabaya giden yol boyunca  uzunlamasına dizilmiştir.Henüz iki camisi var.Biri,Selçuklulardan kalma.Köyün dışında bulunan büyük ,harabe halinde ama kutsal bilinen Dedeköy cami ve türbeleriyle aynı yıllarda yapıldığı söyleniyor.

            Köyün tam ortasında da bir ilkokul...

İki tane kahvehanesi var.Biri altıokçuların,diğeri demirokçuların...

 Köy, Eski Haydan ve Yeni Haydan diye ikiye ayrılıyor.

            Eski Haydan,ilk yerleşim yeri..Selçuklulardan kalma camii de bu mahalle içinde. 

          Sanırım,sülalemiz Aydın civarından gelmiş.Hacı Mehmetler sülalesi olarak anılıyoruz.

Sample Image

Dedemin dedesi hacca gitmiş.Varlıklı ve hayırsever olduğu bu yüzden çok sevildiği söyleniyor.Haydan'a ilk gelen atamın da o olduğu görüşünde yakınlarım.Ondan öncesi göçebe imişiz.Büyük sürülerimiz varmış,dağdan dağa dolaşırmışız . Taramar oğulları olarak anılırmışız.Taramar'ın ne manaya geldiğini de bilmiyorum tabii.Bir ara Konya'nın Hadim ilçesinde epey konaklamışız.Orada mekan tutmuşuz.Oraya nereden geldiğimiz ne zaman geldiğimiz meçhul.Bunları da şimdi ölen,İzmir'de üniversitede katiplik yapan Mestan Evren'in Haydan Köyü sülale araştırmalarından öğrendim.

Sanmayıp bildiğim,1958 yılının mayıs ayında doğduğumdur.Annem 9 Mayısta doğduğumu söylüyor.Evin üçüncü çocuğuyum.Benden beş yaş büyük ablam var:Nefide... Bir ablam daha varmış,Ayşe adında...iki buçuk yaşında vefat etmiş.1960 yılında ise küçük kardeşim Ayşe olmuş.

 Dünyaya geldiğim bir çarşamba günüymüş.Sıcak bir hava  varmış.Dedem,ninem babam,  amcalarım Köseler yaylasına  çıkmak için hazırlıklar yapıyormuş.Büyük bir telaş varmış ailesimizde.Sürülerimiz çokmuş.Babam ve üç amcam çobanlık yapıyormuş.Evli olan da sadece evin büyük oğlu olan babammış.

 O gün hava açıkmış.Ailemizde,dedemden başlayarak herkes  doğum heyecanı için-

deymiş.Hava açıkmış.Yaşanan tatlı bir baharmış.Bağlar belleniyormuş.Tarlalarda ekinler yeşil yeşilmiş.Köyün hemen kenarında,ilçeye sınır teşkil eden Kufi çayında sular harıl harıl akarmış.Bazı aileler Köseler yaylasına sürüleriyle çıkmaya başlamışlar.

 Köyde henüz betonarme binalar yokmuş.Bütün evler kerpiçtenmiş.Çoğunun da damları topraktanmış.Tek tük çanaklılı iki katlı evler yapılıyormuş.

 Dedem de heveslenmiş.Toprak tavanlı evimizi yıkmış;yerine iki katlı kerpiçten ev yapmaya başlamış.İşte o sıra,kerpiçler  kesiliyor,selvi ağaçlardan direkler yapılıyor,temel atılıyormuş henüz

 Yağmur çok yağarmış o günler.Bu yüzden tarlalar pek sulakmış.Her evde tulumba her mahallede kuyu varmış.Ayrıca üçü de silme dolu gölü varmış köyün.

            Doğduğum günden bir hafta sonra tüm aile  Köseler yaylasına göçmüş.Kundakdaymışım,altımda bez içinde ısıtılmış toprak.kundakta öylece.

 Babam ve amcalarım yeni evin yapımı için malzemeler hazırlamak için köyde kalmışlar.Tabii,yayla yakın olduğu için yaya veya genelde eşekle onlar da gelirmiş yanımıza.

 Köyde her ailenin birer koyun sürüsü varmış.Kalabalıkmış sürüler.Onları da otlatmak şartmış.Köseler de bunun için müsaitmiş.Yeşil dilfirler,çalılıklar,kekikler,meşeler onları bekliyormuş.

            Velhasılı yılın tam dört ayı Köseler yaylasında geçiyormuş.

            Aslında Köseler de bir yuva imiş köylüler için.Hem de en neşeli günlerin geçtiği bir köy.Söylentiye göre,köse bir ağa varmış.Göçebeymiş.Çok da sürüleri varmış.Birgün bu mekana gelmiş,pek beğenmiş..Uzun yıllar burada yaşamış,çünkü sürüleri için arayıp da bulamadığı otlar varmış.İşte,bu göçebe yörüğün köseliğinden aldığı söylenir adını.Hatta arapça yazılı bir mezar taşı vardır orada..Bu adama ait olduğu söylenir.Adının Süleyman olduğu bilinmektedir.Gerisi söylenti..

Ayrıca yaylanın görünüşü de bir köse yüzden farkı yoktur.Çünkü koruluk yoktur,orman yoktur.Tek tük ardıç,palamut ve çam ağaçları varmış o zamanlar..Gerisi kayalık,çalılıklar ve yabani ağaçlar....

 O yıllarda,Köseler'de kerpiçten evler ,ağıllar varmış.Bir dere kenarında kurulmuş.Pınar varmış,harıl harıl akarmış.Orada kazanlar kaynarmış.Çamaşırlar yıkanırmış,çocuklar oynarmış.Dikilen meyveli ağaçlar meyveler verirmiş.Köpekler,eşekler,koyunlar ve çocuklar öylesine hoş bir koro oluştururmuş ki dağlar dinler,bağrına basar,keyfedermiş.

 Rüzgarı pek meşhurmuş Kösler'in.Poyrazı,karayeli...Yaz boyu  üfül üfül eser,yanan yürekleri bile ferahlatırmış.İşte  böyle günlerde gecelerde koyunları yaymak,tepelere çıkmak,kayalardan haykırmak,ıslıklar çalmak,koyun çanlarının seslerini,rüzgarın sesini, eşeklerin,köpeklerin bağırışlarını ve uzaktan uzağa çobanların haykırışlarını duymak  pek hoş olurmuş...İnsanın gönlünde doyulmaz bir tad bırakırmış..Pıhtılaşmış süt yepinti gibi,taze basılmış peynir gibi,güneş göre göre kokusu  keskinleşen kekikler gibi...

Bebekliğim bu sesler,bu tadlar  dünyasında geçerken gün gün büyümüşüm.Sülalenin tombul mu tombul sevimli çocuğu olmuşum.Ablaların elinde oyuncak olmuşum.O günlerde damarlarıma sinmiş dağ.Dağların sesi,dağların kokusu...Bu yüzden bugün bir dağ tutkunluğudur içimi titretir ilham gibi...

 Babam  meşhur çoban..Çobanların hası..Öyle diyor  arkadaşları..Çalışkanmış.Gece gündüz  çalışırmış..Bu yüzden yayla ile köyde geçermiş her günü.Gündüzleri köyde,inşaatlarda kerpiç kesmek,yapı ustalığı yapmak,akşamları Köseler'de sürüleri sürmek bayırlara...

 Alabildiğine de tutumlu biriymiş.Amacı zengin olmakmış.Fakirlikten kurtulmakmış. Eline geçen paraya köyümüzden bağ tarla alırmış. Onun çobanlığı ile ilgili söylentiler birer efsane niteliği taşır. Dürüstlüğünü över her anlatan.Helala harama çok dikkat ettiğini söyler.Kimsenin bağına bahçesine zarar vermez,verdirmez derler.Namazlarında da çok titiz olduğu belirtilir.

  Henüz bir haftalık bebekken gelmişim Kösler yaylasına.Sularında belenmiş,kayalıklarında feryadı basmış,şuursuzca yankımı dinlemişim,Yüzümü rüzgar okşamış sürekli..Böyle böyle tam beş ay inmemişim yayladan.Dağ bebeği olup çıkmışım.

 Babam,hasretime dayanamaz,ovadaki işlerini halledip koşarmış yaylaya.Dedemden Hatice Ebemden gizli ,severmiş beni..Hoplatırmış,güldürürmüş.Çünkü onların karşısında çocuk sevmenin olgunluğa yakışmayacağını bilirmiş.

 Bazen sürüleri bayırlara yayarken yanına alırmış beni.

 Sülalenin tek erkek torunuymuşum.Bir de ablam varmış torun olarak.O sıralar dört beş yaşlarındaymış.Ablam Nefide... Dedemin ise  bana karşı sevgisi bir başkaymış..Sülalenin tek ümidi ve temsilcisi olarak görürmüş beni.Çok ilgilenirmiş.Hatta,hiç üşenmez,kadın gibi altımı temizler,emziğimi verir,bol bol lokumlar alır,emziğime sürer,avuturmuş...  Düşünüyorum da şimdi..O günlerde neydi dedemin amacı?

            Elbette her köylü gibi  koyunları gütmek,tarlalardan hasat toplamak ve geçimi sağlamak..Manevi  amaçların olduğunu pek sanmıyorum.Olsa bile bilinçli değil,geleneksel olsa gerek..Çünkü  Türkiye'nin her köyünde yaşanan cehalet,eğitimsizlik,kültürsüzlük...büyük sorunu olmalıydı insanların...

 Köslerdeki  bu ilk beş ayım nasıldı,hatırlamam mümkün değil.Ancak,rivayetlere göre bir şeyler söyleyebiliyorum. Gene rivayete göre;çok düşmüşüm yuvarlanmışım,kuzuların arasına karışmışım,hoplatılmışım,zıplatılmışım..Oldukça da şişman sayılır ağırlıktaymışım hani.Bir defa,kocaman bir kafam varmış..Emeklerken zor kaldırırmışım.Geç ayağa kalkmama neden olmuş bu kafam...

Şaşılası büyüklükteymiş vesselam...Babam her kucaklayışında, muhakkak başımı okşar;"Ule kafaya! Ule kafaya..!" diyerek severmiş  beni.  İlk beş aylığımla ilgili başkaca bir rivayet yok henüz. 

 Sonra ,gün olmuş devran dönmüş,beş ay da geçip gitmiş...derken güz gelmiş.Havalar serinlemeye başlamış.Tepelerde rüzgar daha bir sert esmeye,kimi çocukları hasta etmeye ,büyükleri de sıkı giyinmeye zorlamış...O zaman gayri tamam denip inmeye karar verilmiş..Zaten çobanlar da aileleriyle sürüleriyle tek tek iniyormuş köye..Damlarda insan sayısı azalıyormuş..

 Eh,kış geliyormuş,hazırlıklar yapılacakmış.Henüz o yıllarda,ovadaki bağ bahçe sayılıymış..Tek tük ağaçlar varmış meyve veren..Daha çok da üzüm bağları...Elbette onlarla ilgilenenler de varmış köyde..Ama pekmezlar yapılacak,unlar öğütülecek,tezekler hazırlanacak ve evlerde ufak tefek tamiratlar yapılacak...sonra ilkokul da açılıyormuş,okula gidecekler  varmış Kösler yaylasında kalan çocuklardan...Bunun için bir an evvel inilmesine karar verilmiş.

 Sürüler toplanmış,basılan peynir tulukları,eşyalar,kekik demetleri,dağ çayları eşeklere yüklenmiş  ve terkedilmiş yayla... Köye inen küçük patika yolların daracık kıvrımlarında,kayalık aralarından ağır ağır gidilmiş derken köye kadar uzanan Kufi çayına inilmiş...Oradan süratle çıkılınca ova görülmüş derken...Düz mü düz...halı gibi bir  ova..Köseler arkada... 

Ovaya inilirken  Kösler'den hatıralar götürülmesi ihmal edilmezmiş.Meşe yapraklarına,çalılardaki yuvarlak mazılara,yerdeki kokulu ot dilfirlere kadar...

 Çocuklar   eşeklerin heybelerinde terazi usulü ayarlanarak  seyahat edermiş.Uyur kalırmış da torbadan..Eşeğin gidişi beşiğin sallanışı gibi gelirmiş onlara.Ben de böylesi yolculuklar yaşamış,hep de uyuyup kalmışım..

 Büyükler,sürülerin  önünde ve arkasında  toz duman arasında köye girerlermiş..Muhakkak da karşılayan olurmuş köyden..Genelde yaşlı kadınlar olurmuş bunlar..

 "Ulen Zebiil!"

 "Ha..."

            "Amanin..İnsan kocaman ebesine ağzını beş garış aça aça "Haa" der ulen? Köslerde  unuttun mu  "ey demeyi..?"

            "Ey ebe ey..."

            "Kekik getirdin mi bana heç?"

            "Alsana bir tutam kekik..."

            "Hay Allah razı olsun..." 

 Buna benzer diyaloglar ,yol boyunca sürer gidermiş.. Anlattıklarım hep  -miş'li geçmiş zamanla  ifade edildiği için,sanki yaşananlar masalmış..hiç hatırlanamayan  ama  insanın yüreğini ılık ılık eden bir şeyler varmış..Hatırlanamadığı gibi anlatılamazmış bu..

 Evet,hatırlayamadıklarım ama bilgi edinip hayal dünyamda gördüklerim bunlar...

 Hatıra kala...

 Sample Image  (Dedem ve ninem)

Hayal meyal

  Bir rüya belki....

 Belki,Fuzuli'nin ağlayan dolu dolu gözleriyle "günbed-i devvar"ı seyretmesi,herşeyi  gözyaşları perdesinden bulanık görmesi;göğün suyla mı kaplı olduğu yoksa gözlerinden akan  gözyaşlarının mı gökyüzünü kaplaması gibi çelişkilerde...saf bir tedirginlikte hayal meyal

emekleyişim,ayağa kalkışım,yürüyüşüm,koşuşum ve babamın peşinden zıp zıp  takip edişim...

.Evet,hayal meyal...

 Neler hatırlıyorum? 

Babamın sureti nasıldı?Net bir görüntü değil zihnimdeki..O yıllar  askerliğini yeni yapmış genç bir adam olmasına rağmen babam;ben, onun hep kırk elli yaşlarında olabileceği zehabına kapılıyorum nedense.

 Neydi ilk beliren zihnimde?O sülietler...O,bir zamanlar  var,şimdi masal olan günler,anlar,yaşayışlar,bakışlar...neydi?

 Evimiz yapılıyor.Yoo...yapılmış.Kabası bitmiş tümden .İyi hatırlıyorum.Tahtalarını çakıyorlar odaların,balkonun.(İki katlı kerpiç yapılı evimizin her odasının yüklüğü,davlumbazı,rafları ...Ayrıca salon tümden,merdivenler tümden,kapılar tümden,pencereler tümden tahtadandı.)Merdivenler henüz çakılmış.Ben,iki buçuk yaşın  hareketliliği içinde  merdivenleri emekleyerek çıkıyorum

Salonun tahtalarına dayanıp kalıyorum sonra.Çünkü,salonun tahtaları iki usta tarafından çakılıyor.Bir süre onları seyrediyorum.Hemen önümde duran bisküvit kutusu var;

içinde  çiviler çiviler...Pırıl pırıl,hoşuma gidiyor,merak ediyor;karıştırıyorum..

 Tahtaları çakan ustaların biri babam...diğeri  İsmail Amcam sanırım veya başka biri..

Şakalaşıyorlar benimle,gülüyorlar,gelmemden  memnunlar..Ben de şımarıyorum sanırım bu iltifattan,ayağa kalkıyorum,yanlarına gitmeye çalışıyorum...Hemen engelliyor babam.Aşağı indiriyorlar..Hele büyü diyorlar ...Daha küçüksün...Annemi çağırıyorlar:"İrebiye..Al şunu .. Düşer filan da... ......diye yazınca birden aklıma düştü "hatırlanamayan"  ama sürekli rivayet edilen

bir hadise...Daha bir yaşındaymışım.Şişmanca bir şey..Komşular severmiş beni..Sultan Halanın bir kızı var:Ebiş...Çok severmiş beni..Kucağında gezdirirmiş...Birgün kucağında hoplatırken düşürmüş birden...Merdivenden yuvarlanmışım...Müthiş telaşlanmış annem babam...Ama bir şey olmamış bana,sadece avaz avaz bağırmışım.

 .....ve gene "hatırlanamayanlar" serisinden olup rivayeti şimdi hayal meyal beliren zihnimde,bir başka olay...İki yaşındaymışım..Bir kış günü,fena üşütmüşüm..Dehşet bir ateş basmış beni.Telaşa düşmüş annem babam..Hastaneye götüreceklermiş ama o günlerde para da yokmuş elde avuçta..Annem hemen,Halime Teyzemin evine koşmuş.(10 yaşlarında iken  evine gittiğim,loş gaz lambalı odasında masallarını dinlediğim,daima bir sedir başına oturup ciddi ciddi duran  bir Halime Teyze'dir şimdi hatırladığım) Para istemiş ondan.

Vermiş Halime Teyze de..Annem,hala  bahseder şimdi:"Halime Teyzen para vermeseydi hastaneye gidemeyecek ve seni kurtaramayacaktık.Onun yardımı sayesinde kurtuldun.Kuran oku onun için yavrum.."der.

Sample Image(annem ve ben)

Doktor ilaçlar vermiş.Köye getirmişler beni..Günlerce ilaç tedavisinden sonra kendime gelmişim.Ama eski şişmanlığımdan eser kalmamış...İyice zayıflamışım...ve ilk kez o gün bronşiti kapmışım..Müzmin bir bronjitim olmuş ..

 Böyle  dalıverdim birden,konu dışına çıktım,yeniden dönüyorum ..Yine babamla ilgili hayal meyal hatırladıklarıma... 

Kaplumbağalar...diğer adıyla tosbağalar...  Bağlara bahçelere  dadanır, yer bitirir sebze ,üzüm fidelerini..Köylünün serçeler kadar önemli bir düşmanı tosbağalar..  Onları şimdilerde nerede ne zaman görsem, babamı hatırlarım.. Ee, peşinden ayrılmazdım ya babamın..Nereye giderse zıp zıp takılırdım ya..düşe kalka minicik başımda..Babam da keyif duyar , baba olmanın gururuyla kasılırdı ya... Kanlı göl kıyısında bulunan  bağımıza giderdik..

(Hala  giderim  eski günleri ana ana..tabii Kanlı göl yoktur eskisi gibi..kurumuş, köyün çöplüğü olmuştur şimdilerde.)  Babamın bağ içinde çalışmalarını hatırlamıyorum..Sadece kaplumbağaları toplayışını hatırlıyorum o kadar.. Bir çukur kazmış  , birç

ok tosbağa toplamıştı.. Nolacak bu tosbağalar... ? Köy dışına atılacak..Bahçelere zarar vermeyecek uzak yerlere..

 Babamın açtığı çukur büyük..  Belki küçüklüğüm dolayısıyla bana öyle geliyor.Sanki kuyu gibi.. Ben, içindeki tosbağalara bakıyorum çıkmak için çırpınan..Bir acıyorum bir acıyorum.. Babama bakıyorum; "yazıkkk" diyor olmalı bakışlarım.. 

 Lokumu hala severim.. Lokum, çocukluğumun  en lüks tatlısı.. Rüyalarımda  her şeyi; bulutları evleri hep lokum olarak hayal eder, yer yer, doyamazdım. Sonra bisküviler , koklaya koklaya bitmesin diye  dakikalarca oyalandığım, bisküviler.. Hele gofre

tler yok mu...? Şimdilerde, o eski gofretlerin tadını bulamıyorum.. Çocukluğumun gofretleri başkaydı..Çünkü onların tadında bir de çocukluğum vardı da ondan... Hiç unutmam ..Bir rüya görmüştüm küçücükken.. Bilmiyorum kaç yaşındaydım o zamanlar..

Henüz ilkokula başlamış olabilirim.. İlginç bir rüyaydı.. Kuş olup uçuyordum gökyüzünde.. Uçmak öylesine zevk veriyordu bana.. Ve bulutlara gelip dayandım.. Bulutlar tümden gofret..Ama kar renginde kar serinliginde ve ıslaklığında.. Hemen yemeye başladım..Aman Allahım..O ne tat.. Tarifi imkansız.. Sanki cennet taamı... Yedikçe büyüyordum.. Hala o tanımsız gofret bulutların tadını unutamıyorum..  Onları ellerimle koparıp koparıp yemek.. O lezzet, o keyif.. O huzur...Cennet bir rüyaydı .. Sonraları bu rüyayı birkaç kez daha gördüm.. Masal içinde yaşar gibi.. Ne rüyaydı o.. Ve babam... Sürekli gofret,lokum alırdı bana.. Bol bol yedirirdi.  Babamı çok severdim..

 Birgün berbere götürmüştü beni. Saçlarımı traş ettirmişti. Sonra bakkala götürmüş, lokum almıştı.. Yanında gofret ve bisküvit de... Ne sevinmiştim... O an ne sevmiştim babamı... Babam köyümüzün bakkalı Göbekli'ye dermiş: " Oğlum gelirse bakkala..Ne isterse ver..  Ben öderim sonra.." 

 Ve....bir gün..Uyanıyorum uykudan.. Gözlerimi uyuşturuyorum.. Henüz 2,5 yaşındayım..  Kimse yok içeride..  İniltiler feryatlar duyuyorum..Dışarı tahta  salona (sofa)çıkıyorum..Oradan bakıyorum avlumuza:  Köyün kadınları birikmiş avluya, samanlığın önüne..Ağlıyorlar..Herkes inliyor, ağlıyor.. Örtünmüş  çizgili, siyah beyaz,kareli tülbentlerine.. Büzülmüşler ..hepsinin başları önünde.. Henüz bilmiyorum ne olduğunu..

 Hemen dönüyor, tahta merdivenlerden hızla iniyorum..Avluya çıkıyorum..Kadnılar arasından koşarak annemin yanına varıyorum.. Annemin gözleri yaş..Annem, hıçkıra hıçkıra ağlıyor.. Annemi hiç böyle görmemiştim..Korkuyorum..İçim eziliyor eziliyor.. Sus anne, yoksa ben de ağlayacağım.. Ağlıyorum da.. Minicik yüreğime gariplik çöküyor.. Ve çöküyorum annemin dizi dibine..Elimle yüzünü okşuyorum annemin, gözyaşlarını silmeye çalışıyorum. "Ağlama ana .."diyorum "Ağlama..Nolur.."  Annem sarılıyor bana ,sımsıkı,öpüyor öpüyor; hıçkırıyor:  "Yavrıııım...Hacııııım....Garibiiiim..."

 Koca kapıdan kadınlar giriyor içeri.. Tülbentli kadınlarla doluyor her yan...  Komşumuz Kadıların ebesini hatırlıyorum; belini tutarak, hafiften aksayarak koca kapıdan giriyor içeri..Sanırım; babamın öldüğünü  anladığım ilk anda  gözüme çarpan ilk görüntüydü o..Hala unutamıyorum onun, koca kapıdan girişini, belini tutarak aksaya aksaya.. Evet, babam ölmüştü. Ben de ağlıyordum..

  Sample Image(babam)

Tozlu bilgiler

 Babam nasıl ölmüş gencecik yaşında?

 Askerden gelmiş..Eskişehir ve Kütahya'da yapmış vatani görevini.. Hatta sağdıcı Sarı Ramazan'a bir resim göndermiş  Eskişehir'den üç köylü Köllerin Mehmet Taşdemir, Yeğenağaların ….. Erdoğmuş ile asker kıyafetleri içinde omuz omuza vermiş, şöyle kasılarak (bana ne kadar da çok benziyor, ne kadar da genç babacığım), arkasına daktiloyla yazı yazmış:

" Bir hatıra ölürsek.... Bir hatıra üç köylü bir hatırası sana...yadikar olsun.....ve bu gördüğün köylülerdir." 

 Öldüğünde 27-28 yaşlarındaymış.

 Anlatırlar:  Namazında abdestinde biriymiş. Namaz vakitlerine hassasiyet gösterirmiş.. Çok dikkat edermiş harama helale. Kimsenin  malına el sürmezmiş.. Örneğin; koyun güdermiş kırlarda. Tabii ki ,zordur kırda koyunu gütmek..elin bağına bahçesine zarar vermeden... Zordur. Ama babam bu konuda hassasiyetin gösterir, pür dikkat çoban kesilirmiş hergün. Eğer başka çobanlar  yedirirse elin  ekinini filan, uyarırmış, kızarmış,azarlarmış.. Bu yüzden babamdan çekinirlermiş. Öyle anlatıyorlar,ben de yazıyorum buraya. Çok konuşkan biriymiş.. Patır kütür hızlı hızlı biraz peltek konuşurdu diyor görenler.

Tutumlu biriymiş..."Eğer sağ olsaydı, çok zengin olurdunuz.."diyor komşular. Çok gayretli ,çalışkanmış.. O sıralar, Almanya' işci alıyormuş..Köyden gidenler olmuş.Babam da gitmek için kolları sıvamış. Ama dedem izin vermemiş..."Koyunları kim güdecek?" demiş.. Ama babam ısrarlıymış..Sonunda  razı etmiş,müracaatını yapıp hazırlıklara yapmış... Ama nasip olmamış; ecel müsaade etmemiş bu sefer.

Son

 

BU AY OKUDUKLARIM

- Mektubat - Said Nursi

- Bir Gemi Zabitinin Esaret Hatıraları - Hasan Basri Efendi

- Bütün Şiirleri - Behçet Necatigil

- Büyük Menderes'in Öyküsü - Mümtaz Başkaya

--Çevengur - Andrey Platonov

- Bütün Şiirleri - Cesare Pavese

- Dönüş - Andrey Platonov

- Deniz İşcileri - Victor Hügo

Ziyaretçi Sayısı

Bügün24
Dün83
Bu Ay378
Toplam82369