1960 yılında Denizli’nin Çivril ilçesine bağlı Haydan köyünde doğdu. Liseyi Çivril’de bitirdi. 1980 yılında Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. O yıldan itibaren beş yıl Kastamonu Çatalzeytin’de öğretmenlik yaptı. Daha sonra İstanbul'da Ümraniye Kız Meslek Lisesi, Üsküdar Anadolu Lisesi, İstanbul Polis Koleji ve en son Ümraniye Anadolu Lisesi'nde görev yapan yazar;: 2006 yılında emekli oldu. Öğretmenliğinin yanı sıra romanlar ve senaryolar yazan Uyar, şimdilerde TV filmleri yazmaktadır. |
|
Devamı...
|
|

İşte Hawaii'deyim. Burası Honolulu kenti. Hawaii eyaletinin başkenti. Oahu adasındayız. Havaalanından inince sıcak ve yumuşak tropik bir rüzgar okşadı yüzümüzü. İşte karşımda Pasifik Okyanusu. Dalgalar uzaklardan geliyor, sahile vuruyordu kendini. Deniz kokuyordu. Sıcacık ılık bir hava. Etrafımda sistemin tekdüzeleştirdiği, devletin uyumlu birey haline dönüştürdüğü kalabalıklar yığını... Ama görkemli ama albenili... Düşünüyorum. Nedir Hawaii dedikleri? Turistik yapay bir rüya mı? |
|
Devamı...
|
|
ÇATALZEYTİN RÜYASI Yıllar geçti aradan. Şimdi hayal meyal hatırlıyorum.
Üniversiteyi yeni bitirmişim. Öğretmenlik tayinimi bekliyorum. İşte bu sıralarda bir rüya giriyor hayatıma: Rüyamda yemyeşil bir kasabadayım. Hemen deniz kenarında şirin mi şirin bir yer… Derken rüyam gerçek oluyor. Rüyamda gördüğüm kasabaya yağmurlu bir kasım günü, tiril tiril heyecanla ve coşkuyla giriyor, selam veriyorum: Merhaba Çatalzeytin… |
|
Devamı...
|
|
Kuzeyin derin fiyortlarda, sessiz ormanların derinliklerinde, küçük kıyı kasabalarında, ringa yüklü teknelerle Lofoten adalarından evine dönen balıkçıların şarkılarında , her sabah aynı ezgiyle öten bir ispinoz kuşunun şakımasında , tepelerde esip bir Doğu efsanesi fısıldayan rüzgarın sesinde ve yalnız bir adamın yıldızlara bakıp bakıp ıslık çalan heyecanında o vardır…O , şair ruhlu , neşeli romantik gezgin…O, yalnız insan..
Doksanı aşkın ömrü boyunca hep yalnız kalmış, yalnızlığı sevmiş, su gibi akan üslubuyla yalnızlığın şiirini sözcüklere yansıtmış eşsiz bir romancı: Knut Hamsun… İskandinav ülkesinin buz gibi havasında böylesine sıcak ruhlu, böylesine duygulu coşkun bir yazar nasıl yetişir Bir yazar ; üslubuyla, şiirsel tasvirleriyle , sıcacık hikayeleriyle ülkesini nasıl böylesine sevdirir? Bu yüzden Norveçli, Knut Hamsun’la ne kadar övünse yeridir. |
|
Devamı...
|
|
Sanırım 1989 nisan ayıydı. Yağmurlu bir gündü. Taksim meydanındaydım, yağmurdan kaçıyordum. AKM binasına girdim, bir süre bekledim. Yağmurun dinmesini beklerken gözlerim afişlere takıldı. Opera, bale ve konser afişleri… müthiş bir kalabalık vardı. Bir o kadar da yağmur kokusuna karışan parfüm kokuları… Otobüslerde okuduğum, yol arkadaşı edindiğim bir romanı, ayakta haz duyarak okuyordum.
Kalabalığın nedeni yağmurla değil, o saatlerde oynayan opera ile ilgiliydi. “Carmen” operası vardı AKM büyük salonunda. Operaseverler kuyruk oluşturmuştu. O zamana değin, opera ve baleye karşı şablon bir önyargım vardı. Opera ve bale nedir ki, sosyetenin zevki sefası… Böyle düşünüyordum. Merak bu ya, Çin işkencesi de olsa, girmeye karar verdim, hayatımda bir kez olsun opera izlemek istedim.Girdim kuyruğa ve ancak ikinci balkonda bir bilet bulabildim. |
|
Devamı...
|
|
Üniversite yıllarıydı. Bir yazarı tanıdım: Knut Hamsun. Bir tutkulu düşe kapıldım: Norveç. Norveçli yazar Hamsun, 70’li yılların en karışık dönemlerinde Üniversitede okurken büyülü bir hülya olarak romanlarıyla hayatıma girdi. O günden sonra edebiyatı daha çok sevdim. Yazmayı çok sevdim. Ve hayal kurmayı… Düşlerimi bir Hamsun büyüsü sardı. Unuttum realiteyi. Üniversitelerin ideolojik kargaşa ve çatışmalar içinde ben başka dünyadaydım. Norveç fiyortlarında , dağlarında kuzeye doğru bir göçebe gibi geziyordum Hamsun’la. |
|
Devamı...
|
|
 BIR KUCAK ALTIN Bir çocuk neyi hatırlar? ....gider,bir avluda,değnekle yeri çizer çizer;seksek oynar.O da olmadı ipten atlar.Zıplar.Saklambaç oynar.Gece olur;sihri ve karanlığı,mevlidlerde odanın içinde gezdirilen tütsü gibi yayılır;zihinlere takılır kalır hep:Korkar.Keçi kılığına giren cinlerden,ağustos böceklerinin cırıltısından,baykuşların ötüşünden korkar.Gene de,oturur ninesinin dizi dibine,ışıltılı gözlerinde,kocaman bir devin dehşetini,minicik bir kuşun masumiyetini yakalar ve korkar. ".....devin başı göğe eriyormuş.Göklerden yıldızlar deriyormuş.Işte o gün de kurtlar gibi açmış.Karnında ziller değil,davullar dümbelekler çalıyormuş. Gümbürtüsü de taa... Fizan'dan duyuluyormuş.Böyle böyle,boş gezenin boş kalfası gibi dolanıp duruyormuş.Dünyanın da altını üstüne getiriyormuş. Durmadan karnını doyuracak bir yiyecek arıyormuş.Sayıklayıp da duruyormuş irezil...Ah bir ademoğlu görsem..ah şöyle tatlı mı tatlı,şamtatlı...kaymaktan daha tatlı bir insan bulabilsem..yesem yesem bir daha yesem....sonra dağlara kösülsem,türküler söylesem diyormuş.Her bir yeri,harıl harıl arıyormuş,şöyle itiveriyormuş eliyle...unufak oluyormuş dağlar tepeler...Şöyle küçük parmağıyla çengelleyerek,ağaçları asılıveriyormuş... kökünden söküyormuş meret... |
|
Devamı...
|
|
-
Los Angeles . - Hollywood kenti.
- Sözcük anlamı: Kayıp Melekler.
- Amerika’nın ruhu, düşü , kültürü burada boy veriyor.
Bir gün boyunca gezdim Los Angeles sokaklarında. Yapay bir ruhu vardı Los Angeles'in. Sinema gibi albenili ve aldatıcı... |
|
Devamı...
|
|
 bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde dere tepe düz imiş mevsimler hep güz imiş kanun manun söz imiş gökten bir elma düşmüş kızıl kızıl köz imiş |
|
Devamı...
|
|
Haydanlı henüz göçer iken, koyun sürülerini önüne katıp yüzünü poyraza, gözünü yıldızlara , sırtını ardıç ağacına dayayıp türküler söylerken bir başkaydı Köseler.
Koyunlarla, eşeklerle, köpeklerle, kekliklerle, burcu burcu kekiklerle, andıklarla çakallarla, zemzem kokulu Şırşır çeşmesiyle, yaylanın nefesi koyun tersleriyle, koyun kuzu melemeleriyle masallar içinde bir büyülü ülkeydi Köseler. Derken, gün oldu devran döndü; Haydanlı ovanın bereketini gördü; heveslendi, attı bir tarafa çobanlığı, toprakla yaşamaya karar verdi: Göçerliği de bıraktı. |
|
Devamı...
|
|
KEZBAN YENGE (1.Bölüm. Senaryodan Bir Bölüm) |
KEZBAN YENGE 1-KEZBAN-EV AVLU…DIŞ/GÜN Gösterişli eski bir köy evi. Kaçışan tavuklar. Kezban , tavuklardan birini tutmak için kovalar. KEZBAN: Geh bili bili… Gaçma ...dur bakayim… Ayağı kırılasıca … gaçma gari yeter leeen! Yakalayamaz. Soluk soluğa kalır. …Ana cavurun donuzuna anaaa…. Kesik kesik solur. …nefes bırakmadı insanda… Eve doğru döner seslenir. … Sülbiye! Sülbiye gız.! Cevap gelmez. …Kulaklarınıza pamuk mu tıkadınız .. gebermeyesiceler! Söylene söylene tavuğu kovalar. … El mi yaman bey mi yaman… Nasıl yakalayacağım şimdi seni… Dur dur… çınkı bacak seni..dur! Gaçma ! |
|
Devamı...
|
|
VEYSEL KARANİ (Senaryodan Bir Bölüm) |
VEYSEL KARANİ Sahne 55-EV…İÇ/GECE Annenin yüzü. Dalgın ve sabit. Hemen ileride yere oturmuş, gözlerini ayırmadan annesine bakan Veysel. Anne görmeyen gözleriyle başını çevirir. ANNE: Üveys, evladım…nerdesin? Veysel yanına varır, ellerinden tutar. VEYSEL: Buradayım anne… Anne onun ellerini tutar ANNE. Oğlum… Hiç konuşmuyorsun. Hasta filan değilsin , değil mi? VEYSEL: İyiyim anne. Çok iyiyim. ANNE. Ama sesin titriyor. VEYSEL: Yok anneciğim. Titremiyor. Anne, bir süre susar. ANNE: Üveysim…benden bir şey gizlemiyorsun değil mi? |
|
Devamı...
|
|
KARMAŞA
(Sigarasından dumanlar yükseliyor göğe.Sevgiler,özlemler ve hayaller büklüm büklüm çiziliyor. Adamın yüreği dumanlar içinde.): GÖRÜYORUM. (Çocuk annesinin kolundan asılıyor. “Anne” diyor, “anne,bu adam ne düşünüyor böyle?” Öfkesi kaşlarında çizgileşiyor annenin; gözlerindeki ışıltı yok oluyor: Derin bir kuyu... Ürküyor çocuk. Asılmaktan,o adama bakmaktan vazgeçiyor. Somurtmakla,annesiyle arasında olan mesafeleri yakınlaştıracağına inanıyor; suskunluk,gözlerinde, yanaklarında ve dudaklarında dolaşıyor. Hayat “küt” diye iniyor omuzlarına.): SEZİYORUM. |
|
Devamı...
|
|